Bugun...
Bizi izleyin:
    • BIST
      BIST
    • DOLAR
      Dolar
    • EURO
      Euro
    • ALTIN
      Altın


M. Adil Çetin


Facebookta Paylaş









REFİK HALİD KARAY
Tarih: 26-12-2017 08:59:00 Güncelleme: 26-12-2017 08:59:00


       Refik Halid Karay ünlü bir edebiyatçımızdır. 1888'de İstanbul'da doğdu. Milli Mücadele taraftarı olmadığı için Beyrut'a kaçtı. Beyrut ve Halep'te 15 yıl sürgün hayatı yaşadı. Buralarda da boş durmadı dergiler çıkardı, yönetti ve yazılar yazdı. Bu bölgedeki sürgün hayatının bir bölümünü Hatay'da geçirdi. Buralarla ilgili çok sayıda makale yazmış ve "Çete" adlı romanı da Hatay'da geçmektedir. 1938 yılında çıkan bir af kanunuyla yurda döndü. 18 Temmuz 1965'te İstanbul'da vefat etti. Hatay için önemli bir isimdir Refik Halid Karay. İlk yazıları Servet-i Fünun'da yayınlandı. Daha sonra Fecr-i Ati topluluğuna katıldı. Yazdığı hiciv yüklü mizah yazılarıyla Milli Mücadele muhalefeti olmasına rağmen üslubunun güzelliği ve zekâsı ile Mustafa Kemal Atatürk'ün sevdiği yazarlardan biri olmuştur.

        Refik Halid Karay'ın çok sayıda kitabı bulunmaktadır. Bunlardan bir tanesi de İnkılâp Yayınevi tarafından 2009 yılında baskısı yapılan "Bir Ömür Boyunca" adlı anı kitabıdır. "Bir Ömür Boyunca" adlı bu kitabında altını çizdiğim satırları şöyle:

"Ömrümün yetmiş beş yılından; bu satırları yazarken (1963 sonu) o yaştayım, yirmi ikisini, hem de tam gençlik dinçlik, kabına sığmazlık çağını sürgünde geçirmiş bir adama; sürülmesi kolay, sürgünü bol, politik ceza ve cefayı olağan işlerden, hükümet idaresi icabından sayan Türkiye'de bile, az rastlansa gerektir.

       Zira çoğu kimse sürgünlüğe dayanamamış, ya kısa zamanda affa uğramış, yahut sürgünlük hayatında iz, eser bırakamamış, yahut da o halde geri dönmüştür ki, çarçabuk öbür dünyayı boylamış, boylamadıysa bile yarı ölü, sönük, sünepe, yılmış, verimsiz kalmıştır.
       Bende bunların hiçbiri olmadı. Hem dayandım, hem dayattım, biraz ürküttüm, epeyce tutuldum. Anadolu'da geçirdiğim birinci sürgünlüğümden Memleket Hikâyeleri ile geldim, Ziya Gökalp tarafından kayırıldığımdan, tersyüzü çevrilmekten kurtuldum.
         Gerçek gurbette yaşadığım ikincisinden ise "Sürgün" romanıyla dönmeden önce, Büyük Atatürk'ün misafiri olarak yanına çağrılmak gibi; hatırladıkça göğsümün, kabardığını duyduğum, yüksek bir iltifata eriştim; fakat resmî affı bekledim." (s. 11)

                                 *    *    *
"Ben, kendisinden çok yabancının hünerini, sanatını, teşkilatçılığını seviyorum. Hayran kaldığım da oluyor. Ama neyleyim ki gönlümün bir tarafı var ki eriyerek onlara tamamıyla karışamıyor; üstünde yüzüyor. Bir şişeye soksalar, çalkalasalar bile!
      Nitekim on yedi sene yurtdışında çalkalanıp durdum. Çalkalanmalar o katı tarafımı eritemedi gitti. Sızlanıp söylenmelerine rağmen ırkdaşlarım arasında muhakkak ki kendimi daha rahat hissediyorum. Nedir bu? Şu: Ben din ve dil tiryakisiyim!" (s. 100)
                               *    *    *
"Humuslu talebe müthiş bir Arap nasyonalisti idi; Osmanlı İmparatorluğu'nun dağılıp, Arapların istiklale kavuşmasını istiyor, bekliyordu. Bunu bir ara açığa da vurmuştu.
Aramıza soğukluk girdi.
       Derken Meşrutiyet ilan edildi, harpler ve nihayet Birinci Dünya Harbi patladı; imparatorluk parçalandı. Şu var ki Suriye istiklale kavuşamadı, Fransızların eline düştü. Acaba bizim Arap nasyonalisti ne yapıyordu? İkinci ecnebi istilasına kafa tutuyor, buna karşı dövüşüp vuruşanlarla el ele vermiş, mücadeleye devam mı ediyordu?
       Soruşturdum. Öğrendiğime göre itaatli bir memur olmuştu, hem de ecnebi idaresine uysal davrandığından derece derece ilerliyordu da! Bir gün daha da ilerledi, yerleştiğim, Halep'e bir şube müdürü olarak geldi. Mimli nasyonalistlerden sayılsaydı gelemezdi; öyleleri sürgünde veya boşta, hatta zindanda idiler.
       Aynı şehirde ben gazetecilik ediyordum, o şube müdürlüğü... Aylar geçiyordu. Hâlâ birbirimizin yüzünü görmemiştik. Ne o beni arıyor, ne de ben ona gidiyordum. Birbirimizden utanıyor gibiydik. Ben, imparatorluğumuzdan kopmuş bir ülkeye mülteci olarak sığınma mecburiyetinde kaldığımdan... O Türk hâkimiyetinden kurtulup Fransız boyunduruğuna girdiğinden ve bunun bir memuru olduğundan dolayı! İkimizin de vaziyeti parlak değildi! Hatta benimki bir derece daha iyi idi: Gurbete düştüğüm halde ecnebi idaresinden iş ve memuriyet kabul etmemiştim. Onlar yeni bir boyunduruğa daha girmişlerdi, benim memleketim tekrar hür olmuştu." (s. 124, 125)
                                *    *    *
"Şimdi düşünüyorum: Acaba bir Mustafa Kemal zuhur edip de millî şuur ve şerefimizi tazelemese idi, bugün bu satırları yazarken göründüğüm kadar işi mühimsemez, yarı alaycı bir lisan kullanabilir miydim? Atatürk ömrümüz boyunca bizleri kan ağlamaktan kurtarmıştır. Kısacası bu! De Gaulle de sonradan Fransa'da ona az çok benzer bir başarıya erişmiştir, ama tek başına değil; başka milletlerin ordusuna katılarak. Biz ise sadece kendi eserimiz, kendi gücümüzle.
Asıl "Türk malı" odur, Millî Mücadele!" (s. 277)
                             *    *    *
"Ömrüm boyunca tanıdıklarım arasında Atatürk'ten başka cüceleşmeyen dev yok içlerinde. Hayatta dev olmak galiba pek güç değil, tarihte dev kalmak zor.
Yanlış anlaşılmasın: İyi niyetli, vatansever, hatta kendi ölçüsünde idealist ve gayretkeş adam yoktu demiyorum. Vardı pekâlâ! Dünyanın her parlamentosunda bunlar vardır, köklü isim yapanlara da rastlanır. Bizde en az olan budur. Elli beş yılda beş isim güçlükle sayarız, biraz da iltimas yapmak şartı ile.
      Mesela İsmet Paşa yıllarca sürüp giden iktidarı zamanında bize hükümet adamı sayılacak kimi verdi! Fena insanlar değillerdi, ama herhalde kabine reisliğine getirdiği dört zattan hiçbiri o meslekte "alelade"den bir parmak bile yükseğe çıkamamıştı.
      Hükümet ve politika adamı yetiştirme sanatının ya acemisiyiz, yahut kendimizi ön planda bırakmak sevdası ile bu vazifeye sırt çeviriyoruz: Daha ziyade ikinci ihtimale hükmedenler varsa da, doğrusunu söylemeli: Adam yetiştirmek işi her yiğidin kârı olmasa gerektir. Bir insanda birleşmesi çok güç; o kadar vasıf ve meziyet ister ki bu iş!.." (s. 259, 260, 261)
                                 *    *    *
"Suriye ve Lübnan'da iken memleketin gazeteleri benimle uzun müddet çok meşgul olmuşlardı. Çoğu uydurma haberlerdi.
        Çıkarılan haberlerden bir tanesi öbürleriyle kıyaslanamayacak bir tesir yapmıştı. Ölüm haberim. Mühim olanı şudur ki, o haberi başkası değil, ben yaymıştım! Bıkıp da "İllallah!" dediğim bir gün, daha doğrusu bir gece, içki masası başında, arkadaşlarla otururken...
      Bunlardan biri yan cebinden bir Cumhuriyet gazetesi çıkardı:
"Bak," dedi, "senin ağır hasta olduğuna dair şurada bir telgraf haberi var, Adana'dan çekilmiş."
      O haber galiba hastalanıp ölüm arefesinde bulunduğumu müjdeler gibi bir tesir yaptığından canımı sıktı.
Şu gazeteye sert, hatta kaba bir cevap vereyim, dedim, hemen kâğıt istedim, yazdım da... Fakat beğenmedim, çirkin bir şeydi; telgrafhaneye gönderdiğim halde geri getirttim ve işte o zaman nedense aklıma bir muziplik geldi ve münasebetsiz bir ilham ile yazdığım haber şu idi: "Refik Halid iltihab-ı sehâyadan (menenjit) vefat etti."
Telgraf gitti. Bir gün sonrası için sırf gezinti olsun diye İskenderun seferi kararlaştırmıştık.
Nitekim o yolculukta Kırıkhan'a varmıştık, elimize bir "Cumhuriyet" tutuşturdular ve bana:
"Öbür dünyada ne var, ne yok? Pek çabuk döndünüz!" demeyi de unutmadılar. Hepimiz gülerek, okumamız bittikten sonra içim tuhaflaşmış bir halde gazetenin birinci sayfasında, resmimin yanına dizilmiş haberi okuduk:
"Halep –(Muhabir-i mahsusamızdan) Refik Halid iltihab-ı sehâyadan vefat etti."
       Biz İskenderun'da iken, öbür gazeteler ve mecmualar da hep -artık öldüğüme inandıklarının da rolü var- hakkımda medhü senâ, elem ve keder. Bir an evvel hayat haberimi vermeliyim ki, ailem -insafsızlık, hatta taş yüreklilik etmiştim- üzüntüden kurtulsun.

        Bir telgraf daha gönderdim, ama "Tabib-i hususî Dr. Sadullah Sami" imzasıyla ve İstanbul "Matbuat Cemiyeti"ne.. (O doktor bey gerçekten benimle beraberdi.) Bu da alaylı idi; hararet 37, nabzımın 80 olduğunu kaydettikten sonra "beray-ı tebdil-i heva" İskenderun'da bulunduğumuzu bildiriyordu. Sanki hastalığı atlatmış, nekahet devrini deniz kıyısında geçirmeye gelmiştim, günlük güneşlik bir sahil şehrinde.

       Senelerden sonra, bir gazete nisanbalığı olarak yine ölüm haberimi yaydı: Güya Amik Gölü'nde Alemdarcı Pehlivan Kadri Bey'le timsah avlarken düşmüş, boğulmuşum! Bunu tek bir gazete yuttu, başka inanan çıkmadı, ama ismim bütün gazetelerde tekrar günün konusu olmuştu, resimlerim ve karikatürlerim yapılmıştı.

        Bir defa da yine gazeteler ailemle bindiğim otomobilin paramparça olduğunu "Dörtyol"dan yani huduttan çekilen bir telgrafla inanarak yazdılar. İstanbul ve Ankara'daki akrabamız Halep konsolosluğuna ve gazetelere telgraflar göndererek -zira bizi ölmüş yahut hastaneye kaldırılmış sanıyorlardı- acı ve keder içinde tafsilat istemişlerdi. Bunlardan benim tabiatıyla haberim yoktu; kötü şakalar yapmayacak kadar uslu, akıllı olmuştum; ölümle şaka edecek yaşı da aşmıştım artık!" (s. 295, 296, 297, 298, 299, 300)





FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
FOTO GALERİ
  • Cumhurbaşkanı Erdoğan Hatay'da
    Cumhurbaşkanı Erdoğan Hatay'da
  • Reyhanlı'ya roket düştü
    Reyhanlı'ya roket düştü
  • Kavunun bilinmeyen faydaları
    Kavunun bilinmeyen faydaları
  • CUMHURBAŞKANI HATAY'DA
    CUMHURBAŞKANI HATAY'DA
  • Kırıkhanspor 0 - Manisa BŞB.SK 2
     Kırıkhanspor 0 - Manisa BŞB.SK 2
  • Dünyanın en güçlü orduları
    Dünyanın en güçlü orduları
FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
  • SÜLEYMAN SOYLU KIRIKHAN HALKINA SESLENDİ
    SÜLEYMAN SOYLU KIRIKHAN HALKINA SESLENDİ
  • Kırıkhan Mesire alanı heba edilmemeli ve birilerine peşkeş çekilmemelidir.
    Kırıkhan Mesire alanı heba edilmemeli ve birilerine peşkeş çekilmemelidir.
  • Ahrazoğlu, Hatay’ın sorunlarını Meclis’e taşıdı
    Ahrazoğlu, Hatay’ın sorunlarını Meclis’e taşıdı
  • Hatay Tanıtım Filmi Türkçe
    Hatay Tanıtım Filmi Türkçe
  • Serhad Raşa - Mapusun İçinde Üç Ağaç İncir
    Serhad Raşa - Mapusun İçinde Üç Ağaç İncir
  • Hatay Devleti Belgeseli
    Hatay Devleti Belgeseli
VİDEO GALERİ
YUKARI