Bugun...
Bizi izleyin:
    • BIST
      BIST
    • DOLAR
      Dolar
    • EURO
      Euro
    • ALTIN
      Altın





Facebookta Paylaş









Milli ve yerli olmak ya da olamamak
Tarih: 09-03-2018 07:53:00 Güncelleme: 09-03-2018 07:53:00


    12 Eylül 1980 öncesinde, Demirel Hükümeti’nde Başbakanlık Müsteşarı ve Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) Müsteşar Vekili olarak görev yaparken 24 Ocak 1980’de ‘Ekonomik ve İstikrar Programı’nı hazırlayan ve uygulamaya koyan Turgut Özal, aslında bu Programı; ülkenin tamamen çıkmaza giren dış ödemeler dengesini, gerileyen milli geliri, kaybolan kredi verilebilirliği ve yapılamayan küçük transferleri dikkate alarak hazırlamıştı.
    Gerçektende 12 Eylül 1980 öncesinde, Türkiye’nin dış ticaret hacmi çok dar ve kısırdı. Yatırımın, ithalatın ve ihracatın ülkenin lokomotifi olarak yeniden düzenlenmesi ve ihracatın teşvik edilmesi gerekiyordu. 24 Ocak 1980’de alınan Ekonomik ve İstikrar Kararları ile ithalata ve ihracata sınırsız serbestlik getirilmiş, Devlet sübvansiyonu ihracata kaydırılmıştı. Ülkeye döviz girdisi sağlamak için ‘Vergi İadesi’ uygulaması daha cazip hale getirilmişti. 
12 Eylül 1980 askeri darbe düzeninde (1980-1983), Cumhuriyet’in kuruluşundun itibaren uygulanmakta olan ‘Karma Ekonomik Sistem’den ‘Serbest Pazar Ekonomisi’ne geçiş hiç de kolay olmamıştı. Başbakan Bülend Ulusu Hükümeti’nde Ekonomiden Sorumlu Başbakan Yardımcısı olarak görev alan Turgut Özal; 22 ay görevde kaldığı sürede, kontrolündeki zorlayıcı ve müdahaleci kararları liberalleştirmede ve değiştirmekte hayli zorlanmamıştı. Ekonomik sistem değişikliğinde birçok sancılı olay yaşanmıştı. Her ne sebeple olursa olsun, Turgut Özal; 12 Eylül düzeninde kurulan ve ANAP iktidarına kadar işbaşında kalan Bülend Ulusu Hükümeti’ndeki Ekonomiden Sorumlu Başbakan yardımcılığı görevinden 14 Temmuz 1982 tarihinde istifa etmiş ve 20 Mayıs 1983’te ANAVATAN Partisi’ni (ANAP)  kurmuştu. Türkiye genelinde 6 Kasım 1983’te yapılan milletvekilliği seçiminde 400 kişiden oluşan parlamentoda 211 milletvekili çıkarak hem tek başına iktidar hem de 45. Hükümet’in başbakanı olmuştu. 
    Başbakan Özal, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) okuduğu Hükümet Programı’nda, Türkiye’de her şeyi yeniden düzenleyecek ‘başlat’ düğmesine basmış ve “……Hükümetimiz, rekabete dayalı ‘Serbest Pazar Ekonomisi’ni esas almaktadır…..” demişti. Hükümet’in iktisadi politikasında ihracatın çok önemli bir yeri olacağını özellikle de vurgulamıştı. Keza, aynı Hükümet Programı’nda yer alan, “…….asıl olan devletin zenginliği sonucu milletin zenginliği değil, milletin zenginliği sonucu devletin zengin olmasıdır……” sözleriyle de Özal, bazı çevrelere basit ve kolay anlaşılabilir mesajlar da vermişti. 
    Ancak ve özellikle de 198’li yıllarda izlenen ihracat politikaları ve buna bağlı olarak uygulanan sanayileşme politikaları, ihracatı teşvik politikaları ve ihracattan beklenen döviz gelirleri ile GSMH ‘da beklenen artışlar arasında bir paralellik görülmemişti. Bir taraftan ihracatımız rakamlar itibariyle büyürken, diğer taraftan bu ihracatımızı gerçekleştiren gerek kamu ve gerekse özel sektör imalat yatırımlarında reel bazda yıllık ortalama % 5 bir gerileme olmuştu.    Diğer taraftan ihracatı kolaylaştıracak teşvik tedbirleri yalnız ihracat safhasında yoğunlaştırıldığından adeta ihracatımız diğer kalemlerden elde edilen gelirler ve yine kamunun sağladığı yardımlarla ayakta durur hale gelmişti. Bu sebeple ihracat politikalarımız bu yönleriyle üretim artışına yol açmayan, dış rekabet şartlarına uymayan ve kısa vadeli kâr gözeten bir yapıya bürünmüştü.Ayrıca ihracatı teşvik amacıyla alınan hukuki, idarî ve mali tedbirler birçok yolsuzluklara yol açmış ve Türk kamuoyunda ‘Hayali İhracat’ diye bilinen olayları doğurmuştu. Hal böyleyken; 1980’li yıllarda ülkeyi yönetenler ihracat politikalarımızdan doğan yanlışlıkları ve ortaya atılan rüşvet ve yolsuzluk iddialarını tartışmak ve bunları araştırarak Türk kamuoyuna bilgi vermekten adeta kaçınmışlardı.TBMM Genel Kurulu’nun 15 Ocak 1992 tarihli ve 26. Birleşiminde 154 sayılı kararıyla kurulan 10/5,8 numaralı Hayali İhracat Araştırma Komisyonu görevini tamamlamış, gerekli inceleme ve araştırma sonunda hazırlanmış olan raporu ve eklerini TBMM Başkanlığı’na sunmuşsa da, Devlet hayalcilere tokadını vuramamıştı.
TBMM 10/5,8 numaralı raporuna göre; T.C. Merkez Bankası’nın 1.1.1984 - 31.12.1990 tarihleri arasında ülke genelinde hayalcilere yapılan ihracatta vergi iadesi ödemelerinin 226 908 779 840 TL, DFİF pirim ödemelerinin 40 137 298 286 TL ve KKDF ödemelerinin ise 118 261 170 447 TL tutarında olduğu tespit edilmişti.  Ayrıca aynı dönemde adına rapor düzenlenen 485 firmadan 469’unun hayali ihracata adı karıştığı, bu firmaların çok küçük sermayelerle kurulduğu ve sermayelerinin bazen yüzlerce kat fazlası kadar haksız teşvik aldıkları da tespit edilmişti.
Sonuç olarak; TBMM Hayali İhracat Araştırma Komisyonu’nda ifade veren dönemin önemli üst düzey bürokratları, sorumluluğu  hep Özal Ailesi’nin üstüne atsalar da, Komisyon’da; dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal, eşi Semra Hanım, küçük oğlu Efe ve kardeşi Yusuf Bozkurt Özal’ın ifadeleri alınamamıştı. Özal’a, hayali ihracat yolsuzluğuna karışan firmalara haksız yere ödenen 50 milyar dolarlık Hazine vurgununun hesabı sorulamamıştı. Ve Cumhurbaşkanı Turgut Özal, 17 Nisan 1993 günü ebediyete göç edince; eşi, oğlu ve kardeşi cezai sorumluluktan kurtulmuştu. Böylelikle TBMM Genel Kurulu’nda hayali ihracatın diğer sorumluları da aklanmış; hayali ihracatın asıl kolları Devlet’çe yanlış adreslerde aranmıştı. Hayali ihracattan kaynaklanan 50 milyar dolarlık Türkiye’nin en büyük Hazine soygunu da TBMM Genel Kurulu’nda milletvekillerinin parmak çokluğuyla ‘hasıraltı’ edilmişti. 
Son 35 yıllık kısa Türk siyasi tarihinde; Başbakan Turgut Özal, Süleyman Demirel, Tansu Çiller, Mesut Yılmaz, Bülent Ecevit, Recep Tayyip Erdoğan ve Binali Yıldırım yönetimindeki Türkiye’de; dış ticaret sektörünün ahlâkı ve ekonomi düzeltilememiş, gümrükler delik deşik edilmiş, rüşvet ve yolsuzluklarla etkin mücadele edilememişti. Gelmiş geçmiş hangi iktidar döneminde olursa olsun; Türkiye’de hırsızlıklar, üçkâğıtlar, usulsüzlük ve yolsuzluklar çeşitlenerek artmış, ekonominin ahlâkı bozulmuştu. Türkiye birilerinin cebi için sermaye yapılmış, kayıtsız ekonomi rüşvetle pompalanmış ve kamu görevlileri bu tür hastalıklardan kurtulamamıştı. Türkiye ‘Temiz Toplum’ yaratamamıştı! 
LAFLA PEYNİR GEMİSİ YÜRÜMEZ! 
Aslında Turgut Özal’ın 1984’de uygulamayı koyduğu ‘Serbest Pazar” düzeninde Devlet de millet de zengin olamamıştı.   Üstelik Türkiye’de ‘Temiz Toplum’ da yaratılamamıştı. 1984’ten buyana  önce ANAP, sonra da AKP iktidarları ‘özelleştirme’ adı altında milli değerlerimiz olan her şeyi adeta bir mirasyedi gibi ellerine geçen her malı ve ellerinde bulunun her hizmeti ölmüş eşek fiyatına sattılar. Şimdilerde de 14 şeker fabrikasını satıyorlar. Meğer bu ülkede devletin ve milletin ne kadar çok malı mülkü varmış; ne hikmetse sata sata bitiremiyorlar! İktidar,  geçmişten devralmış olduğu onurlu mirası har vurup harman savuruyor! Peki,  dış borcumuz azalıyor mu? ? Hayır! Aksine,  dış borcumuz daha da artıyor! Cari ve bütçe açığımız azalıyor mu? Hayır!  Daha da artıyor!  Öyleyse paralar nerede? Hazine’de para yok! Özelleştirmeden elde edilen paralar çarçur ediliyor! Serbest Pazar düzeninde devlet yatırım yapmıyor. Devlet ancak “Yap-İşlet-Devret” modeli ile köprü, tünel, metro ve şehir hastanesi projeleri üretiyor. Yandaş müteahhitlere garantiler vererek, milletin ödediği vergiler özel sektöre transfer ediliyor. Anlayacağınız iktidar, milletin vergileri ile yol, köprü, tünel, şehir hastanesi yaptırıp göz boyuyor. Oysaki söylemekten dilimizde tüy bitti. Bir devlet sadece vergi ile büyüyemez; üretim ile büyür,  ihracat ile büyür, sanayi ile büyür, tarım ile büyür. Toplanan vergiler yetmiyor! Dışarıdan 300 milyar dolardan fazla  borç aldılar.  Yine yetmiyor! Devletin bütün birikimleri satıldı. Yine yetmiyor! İğneden ipliğe kadar,  her şeye yapılan zamlar da yetmiyor! Soygun çok büyük! Türkiye 2018 yılında 210 milyar dolar daha borç arıyor. Ekonomi Bakanı Zeybekçi Suudi Arabistan’da açıkça itiraf etti: “Türkiye’nin finansa ihtiyacı var” dedi. 
Peki, AKP iktidarlarında satılan fabrikaların parası ne oldu? Türkiye, dünyanın en yüksek ÖTV ve vergi alınan ülkesidir. Akaryakıtta % 80 vergi alınıyor. Nerede bu paralar? Hani biz IMF’ye borç verir duruma gelmiştik? Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi “Vatana ihanetin nedeni olmaz! Er ya da geç bedeli olur.” 
Siyasi görüşümüz ne olursa olsun! Ortak kaygımız Türkiye’dir. Bize yerli araba ve tanktan önce et, buğday, saman, pirinç, mısır, mercimek ve sebze lazım! Candaş ve yandaş televizyon kanalları iktidarın hizmetindedir; yalan söylüyor, halkı uyutmak için gerçekleri gizliyor. Üretilen değer toplumla paylaşılmıyor. Ortadoğu’dan, özellikle de Suriye’den gelen göç dalgası, toplumda büyük bir hoşnutsuzluğa yol açıyor. Türkiye’yi 2002’den beri yönetenler geleceğe emin adımlarla yürüyemediler. İnsan ömrü bir masal gibidir; ömrün ne kadar uzun olduğu değil, ne kadar onurlu ve kaliteli yaşandığı önemlidir. İktidar önünü göremiyor; geleceğini bilemiyor ve bu onun psikolojisini etkiliyor. İktidar şakşakçıları ne derse desin, Türkiye ekonomisi çıkmazdadır. Türkiye’de üreticiler can çekişiyor. Millet de Türkiye’de her konuda sorun yaratanlardan sorunu çözmelerini bekliyor. Türkiye 2011 yılından buyana tüm enerjisini Suriyeli sığınmacılar, terör ve sınır güvenliği için harcıyor.  Yeni üretim tesisleri kurulamıyor. Devlet yatırım yapmıyor. Bugün yatırımın büyük kısmını özel sektör yapıyor. Bu yıla baktığımız zaman 128 milyar TL kamu, bir trilyonun üzerinde özel sektör yatırımı var. Ama yetmiyor! Türkiye nüfusu hızla artıyor.  Türkiye Çin’den kuru fasulye, Romanya’dan ayçiçeği, Meksika’dan nohut, Peru’dan nar, Bulgaristan’dan saman, Şili’den elma, KKTC’den kırmızıbiber, domates, Ukrayna’dan kabak, Avustralya’dan havuç, Fransa’dan yulaf, İran’dan kavun-karpuz, Kanada’dan bezelye, İspanya’dan kereviz, Almanya’dan patates ve ABD’den ceviz ithal ediyor.   Milli olmak; Özelleştirme adı altında Cumhuriyet’in tüm birikimlerini satıp, ülkeyi samana muhtaç etmek değildir. Bu ülkeyi borca mahkûm etmek hiç değildir. Şahsiyetli bir dış politika izlemek yerine, ABD ve Rusya’nın kapısına yapışmak da değildir. Türkiye adalette, dünya ülkeleri arasında 80’inci sıradadır. Rüşvet ve yolsuzlukta zirve yapan ülkeler arasındadır. Türkiye ekonomide dışa bağımlı, borca mahkûm bir ülkedir. Devlet bütçesi; yatırım bütçesi değil,  faiz bütçesidir. Türkiye şu anda hukuk devleti değildir. Türkiye’de milyonlar ellerini havaya kaldırıp adalet arıyorlar. TÜİK verilerine göre, ülke nüfusunun yarısı mutsuzdur. Türkiye’de korku dağları sarmış; millet susmuş, konuşamıyor! 

 





FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
FOTO GALERİ
  • Cumhurbaşkanı Erdoğan Hatay'da
    Cumhurbaşkanı Erdoğan Hatay'da
  • Reyhanlı'ya roket düştü
    Reyhanlı'ya roket düştü
  • Kavunun bilinmeyen faydaları
    Kavunun bilinmeyen faydaları
  • CUMHURBAŞKANI HATAY'DA
    CUMHURBAŞKANI HATAY'DA
  • Kırıkhanspor 0 - Manisa BŞB.SK 2
     Kırıkhanspor 0 - Manisa BŞB.SK 2
  • Dünyanın en güçlü orduları
    Dünyanın en güçlü orduları
FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
  • SÜLEYMAN SOYLU KIRIKHAN HALKINA SESLENDİ
    SÜLEYMAN SOYLU KIRIKHAN HALKINA SESLENDİ
  • Kırıkhan Mesire alanı heba edilmemeli ve birilerine peşkeş çekilmemelidir.
    Kırıkhan Mesire alanı heba edilmemeli ve birilerine peşkeş çekilmemelidir.
  • Ahrazoğlu, Hatay’ın sorunlarını Meclis’e taşıdı
    Ahrazoğlu, Hatay’ın sorunlarını Meclis’e taşıdı
  • Hatay Tanıtım Filmi Türkçe
    Hatay Tanıtım Filmi Türkçe
  • Serhad Raşa - Mapusun İçinde Üç Ağaç İncir
    Serhad Raşa - Mapusun İçinde Üç Ağaç İncir
  • Hatay Devleti Belgeseli
    Hatay Devleti Belgeseli
VİDEO GALERİ
YUKARI