Bugun...
Bizi izleyin:
    • BIST
      105,32
      % 0,39
      BIST
    • DOLAR
      3,51
      % 0,18
      Dolar
    • EURO
      4,17
      % 0,13
      Euro
    • ALTIN
      146,85
      % 0,03
      Altın


Şakir Şahan


Facebookta Paylaş









ÖLÜM HAKKINDA
Tarih: 19-04-2015 13:32:00 Güncelleme: 19-04-2015 13:32:00


Ölüm yok olmak, toprakta çürüyüp dağılmak değildir. Tesadüfen durup dururken başımıza gelen bir olay  da değildir.  Ölüm yer altında çürüyen çekirdeğin hava aleminde kocaman ağaç olması gibi; çekirdek gibi olan elli-altmış senelik hayatımızdan, ebedi sonsuz hayata geçiştir.

      İnsanın dünyaya gelmesi Allah’ın takdiri ile olduğu gibi; dünyada ne kadar yaşayacağı  ne yiyeceği, alacağı nefesler sayılıdır. Tesadüf yoktur. Her şey kaderle takdir edilmiştir. Ne bir saat öne ne de bir saat sonraya alınamaz.”

 

ALTINCI KELİME:  Yâni: Hayatı veren O'dur. Ve hayatı rızık ile aittir. Masarıf ve levâzımatını, O tedârik eder. Ve o hayatın pek kesretli gayeleri ve neticeleri var ve O'na aittir. Sen, o gemide bir dümenci neferisin. Vazifeni güzel gör, ücretini al, keyfine   bak. O hayat sefinesi, ne kadar kıymetdar olduğunu ve ne kadar güzel faideler verdiğini ve o sefîne sahibi zâtın, ne kadar Kerîm ve Rahîm olduğunu düşün, mesrur ol ve şükret ve anla ki: Vazifeni istikametle yaptığın vakit, o sefînenin verdiği bütün netâic; bir cihetle senin defter-i a'mâline geçer, sana bir hayat-ı bâkıyeyi te'min eder, seni ebedî ihyâ eder.

YEDİNCİ KELİME:   Yâni: Mevti veren O’dur.Yâni: Hayât vazifesinden terhis eder, fâni dünyadan yerini tebdîl eder, külfet-i hizmetten âzâd eder. Yâni: Hayat-ı fâniyeden, seni hayat-ı bâkıyeye alır. İşte şu kelime, şöylece fâni cin ve inse bağırır; der ki:

"Sizlere müjde! Mevt; îdam değil, hiçlik değil, fena değil, inkıraz değil, sönmek değil, firâk-ı ebedî değil, adem değil, tesadüf değil, fâilsiz bir in'idam değil.. belki bir Fâil-i Hakîm-i Rahîm tarafından bir terhistir, bir tebdil-i mekândır. Saâdet-i Ebediye tarafına, vatan-ı aslîlerine bir sevkiyattır. Yüzde doksandokuz ahbâbın mecma'ı olan âlem-i berzaha bir visal kapısıdır."

 İKİNCİ SUÂL : Furkan-ı Hakîmde 

 

gibi âyetlerde : "Mevt dahi, hayat gibi mahlûktur, hem bir ni'mettir." diye ifham ediliyor. Halbuki zâhiren mevt; inhilâldir, ademdir, tefessühdür, hayatın sönmesidir, hâdimüllezzattır.. nasıl mahlûk ve ni'met olabilir?

Elcevap : "Birinci Suâl"in cevabının âhirinde denildiği gibi : Mevt; vazife-i hayattan bir terhistir, bir paydostur, bir tebdil-i mekândır, bir tahvil-i vücuddur, hayat-ı bâkıyeye bir dâvettir, bir mebde'dir, bir hayat-ı bâkıyenin mukaddimesidir. Nasılki hayatın dünyaya gelmesi bir halk ve takdir iledir; öyle de, dünyadan gitmesi de bir halk ve takdir ile, bir hikmet ve tedbir iledir. Çünki, en basit tabaka-i hayat olan hayat-ı nebâtiyenin mevti, hayattan daha muntazam bir eser-i san'at olduğunu gösteriyor. Zira meyvelerin, çekirdeklerin, tohumların mevti; tefessüh ile çürümek ve dağılmakla göründüğü halde, gayet muntazam bir muamele-i kimyeviye ve mizanlı bir imtizâcât-ı unsuriye ve hikmetli bir teşekkülât-ı zerreviyeden ibaret olan bir yoğurmaktır ki, bu görünmiyen intizamlı ve hikmetli ölümü, sünbülün hayatiyle tezahür ediyor. Demek çekirdeğin mevti, sünbülün mebde-i hayatıdır; belki ayn-ı hayatı hükmünde olduğu için, şu ölüm dahi, hayat kadar mahlûk ve muntazamdır.

 

       Bu dünya ebedî kalmak için yaratılmış bir menzil değildir. Ancak Cenâb-ı Hakk'ın ebedî ve sermedî olan "Dar-üs-selâm" menziline dâvetlisi olan mahlûkatın içtimâları için bir han ve bir bekleme salonudur. bizler uzun bir seferdeyiz.

    Buradan kabre, kabirden haşre, haşirden ebed memleketine gitmek üzereyiz. O yollarda zulümatı dağıtacak bir nur ve bir erzak lâzımdır. Güvendiğimiz akıl ve ilimden ümit yok. Ancak Kur'an'ın güneşinden, Rahmanın hazinesinden tedârik edilebilir. 

       İnsan, ipi boğazına sarılıp, istediği yerde otlamak için başıboş bırakılmamıştır; belki, bütün amellerinin suretleri alınıp yazılır ve bütün fiillerinin neticeleri muhasebe için zaptedilir.

       Size böyle ni'met eden bir zât, sizi başıboş bırakmaz ki, kabre girip kalkmamak üzere yatasınız

     O kabir, ehl-i îman için bu dünyadan daha güzel bir âlemin kapısıdır.

     Eyvah! Aldandık. Şu hayat-ı dünyeviyyeyi sabit zannettik. O zan sebebiyle bütün bütün zâyi ettik. Evet, şu güzerân-ı hayat bir uykudur, bir rüya gibi geçti. Şu temelsiz ömür dahi, bir rüzgâr gibi uçar gider...

     Evet dünya, öldükten sonra âhiret olarak diriltilecektir. Dünya harab edildikten sonra, o dünyayı yapan Zât, yine daha güzel bir surette onu tâmir edecek, âhiretten bir menzil yapacaktır.

  şu kâinatın eczaları, dakik, ulvî bir nizam ile birbirine bağlanmış. Hafî, nâzik, lâtif bir rabıta ile tutunmuş ve o derece bir intizam içindedir ki; eğer ecram-ı ulviyyeden tek bir cirm, "Kün" emrine veya "Mihverinden çık" hitabına mazhar olunca, şu dünya sekerata başlar.

    Yıldızlar çarpışacak, ecramlar dalgalanacak, nihayetsiz feza-yı âlemde milyonlar gülleleri, küreler gibi büyük topların müthiş sadaları gibi vâveylâya başlar. Birbirine çarpışarak kıvılcımlar saçarak, dağlar uçarak, denizler yanarak yeryüzü düzlenecek. İşte, şu mevt ve sekerat ile Kadîr-i Ezelî kâinatı çalkalar; kâinatı tasfiye edip, Cehennem ve Cehennem'in maddeleri bir tarafa, Cennet ve Cennet'in mevadd-ı münasibeleri başka tarafa çekilir, âlem-i âhiret tezâhür

     DOKUZUNCU KELİME: Yâni: Her hayır, O'nun elindedir. Her yaptığınız hayrat, O'nun defterine geçer. Her işlediğiniz a'mâl-i sâliha, yanında kaydedilir. İşte şu kelime, cin ve inse nida edip müjde veriyor. Diyor ki:

     Ey bîçareler! Mezaristana göçtüğünüz zaman, "Eyvah! Malımız harab olup, sa'yimiz hebâ oldu; şu güzel ve geniş dünyadan gidip, dar bir toprağa girdik." demeyiniz.. feryad edip me'yus olmayınız... Çünki: Sizin herşey'iniz muhafaza ediliyor. Her ameliniz yazılmıştır. Her hizmetiniz kaydedilmiştir. Hizmetinizin mükâfatını verecek ve her hayır elinde ve her hayrı yapabilecek bir Zât-ı Zülcelâl, sizi celb edip, yer altında muvakkaten durdurur. Sonra huzuruna aldırır. Ne mutlu sizlere ki, hizmetinizi ve vazifenizi bitirdiniz. Zahmetiniz bitti; rahata ve rahmete gidiyorsunuz... Hizmet, meşakkat bitti; ücret almağa gidiyorsunuz...

       Ey insan! Yaptığın hizmet, ettiğin ubûdiyet boşuboşuna gitmez. Bir dâr-ı mükâfat, bir mahall-i saâdet senin için ihzar edilmiştir. Senin şu fâni dünyana bedel, bâkî bir Cennet seni bekler. İbadet ettiğin ve tanıdığın Hâlik-ı Zülcelâl'in va'dine îman ve îtimad et. O'na va'dinde hulfetmek muhaldir. Kudretinde hiçbir cihetle noksaniyet yoktur. İşlerine, acz müdahale edemez. Senin küçük bahçeni halk ettiği gibi, Cennet'i dahi senin için halk edebilir ve halk etmiş ve sana va'd etmiş. Ve va'dettiği için, elbette seni onun içine alacak.

      ONBİRİNCİ KELİME:   Yâni: Ticâret ve me'muriyet için, mühim vazifelerle bu dâr-ı imtihan olan dünyaya gönderilen insanlar; ticaretlerini yapıp, vazifelerini bitirip ve hizmetlerini itmam ettikten sonra, yine onları gönderen Hâlik-ı Zülcelâline dönecekler ve Mevlâ-yı Kerîm'lerine kavuşacaklar. Yâni, bu dâr-ı fânîden gidip dâr-ı bâkîde huzur-u kibriyâya müşerref olacaklar. Yâni, esbab dağdağasından ve vesaitin karanlık perdelerinden kurtulup, Rabb-ı Rahîmlerine, makarr-ı saltanat-ı ebedîsinde perdesiz kavuşacaklar. Doğrudan doğruya herkes, kendi Hâlikı ve Mâbudu ve Rabbi ve Seyyidi ve Mâliki kim olduğunu bilecek ve bulacaklar. İşte şu kelime bütün müjdelerin fevkınde, şöyle müjde eder. Ve der ki:

Ey insan! Bilir misin nereye gidiyorsun? Ve nereye sevk olunuyorsun? Otuzikinci Söz'ün âhirinde denildiği gibi: Dünyanın bin sene mes'ûdane hayatı, bir saat hayatına mukabil gelmiyen Cennet hayatının ve o Cennet hayatının dahi bin senesi, bir saat rü'yet-i cemâline mukabil gelmeyen bir Cemîl-i Zülcelâl'in dâire-i rahmetine ve mertebe-i huzuruna gidiyorsun. Müptelâ ve meftun ve müştak olduğunuz mecazî mahbublarda ve bütün mevcudat-ı dünyeviyedeki hüsün ve cemal, O'nun cilve-i cemâlinin ve hüsn-ü esmasının bir nevi gölgesi.. ve bütün Cennet, bütün letâifiyle, bir cilve-i rahmeti.. ve bütün iştiyaklar ve muhabbetler ve incizaplar ve cazibeler, bir lem'a-i muhabbeti olan bir Mâbud-u Lemyezel'in, bir Mahbub-u Lâyezâl'in dâire-i huzuruna gidiyorsunuz. Ve ziyafetgâh-ı ebedîsi olan Cennet'e çağrılıyorsunuz. Öyle ise, kabir kapısına ağlıyarak değil gülerek giriniz. Hem şu kelime şöyle müjde veriyor, diyor ki:

Ey insan! Fenâya, ademe, hiçliğe, zulümata, nisyana, çürümeye, dağılmaya ve kesrette boğulmaya gittiğinizi tevehhüm edip düşünmeyiniz! Siz fenâya değil, bekaya gidiyorsunuz. Ademe değil, vücud-u dâimîye sevk olunuyorsunuz. Zulümata değil, âlem-i nûra giriyorsunuz. Sâhip ve Mâlik-i Hakîkinin tarafına gidiyorsunuz.. ve Sultan-ı Ezelî'nin pâyitahtına dönüyorsunuz. Kesrette boğulmıya değil, vahdet dairesinde teneffüs edeceksiniz. Firâka değil, visâle müteveccihsiniz..

                         .ÇOCUK ÖLÜMÜ İLE İLGİLİ BÖLÜMLER

        Birinci Nokta : Kur'an-ı Hakîmde           sırrı ve meâli şudur ki : Mü'minlerin kablelbülûğ vefat eden evlâdları, Cennette ebedî, sevimli, Cennete lâyık bir sûrette dâimî çocuk kalacaklarını.. ve Cennete giden peder ve vâlidelerinin kucaklarında ebedî medâr-ı sürurları olacaklarını.. ve çocuk sevmek ve evlâd okşamak gibi en lâtif bir zevki, ebeveynine te'mine medar olacaklarını.. ve herbir lezzetli şey'in Cennette bulunduğunu.. "Cennet tenasül yeri olmadığından, evlâd muhabbeti ve okşaması olmadığı"nı diyenlerin hükümleri hakikat olmadığını.. hem dünyada on senelik kısa bir zamanda teellümatla karışık evlâd sevmesine ve okşamasına bedel sâfi, elemsiz milyonlar sene ebedî evlâd sevmesini ve okşamasını kazanmak, ehl-i îmanın en büyük bir medâr-ı saâdeti olduğunu şu âyet-i kerîme   cümlesiyle işaret ediyor ve müjde veriyor...

dilebilir Üçüncü Nokta : Vefat eden çocuk, bir Hâlik-ı Rahîmin mahlûku, memlûkü, abdi ve bütün hey'etiyle onun masnu'u ve ona ait olarak ebeveyninin bir arkadaşı idi ki; muvakkaten ebeveyninin nezaretine verilmiş. Peder ve vâlideyi ona hizmetkâr etmiş. Ebeveyninin o hizmetlerine mukabil, muaccel bir ücret olarak lezzetli bir şefkat vermiş. Şimdi binden dokuzyüz doksandokuz hisse sahibi olan o Hâlik-ı Rahîm, muktezâ-yı rahmet ve hikmet olarak o çocuğu senin elinden alsa, hizmetine hâtime verse; sûrî bir hisse ile, hakikî bin hisse sahibine karşı şekvâyı andıracak bir tarzda me'yûsâne hüzün ve feryâd etmek ehl-i îmana yakışmaz, belki ehl-i gaflet ve dalâlete yakışıyor.

Dördüncü Nokta : Eğer dünya ebedî olsaydı, insan içinde ebedî kalsaydı ve firak ebedî olsaydı; elîmâne teessürat ve me'yûsâne teellümatın bir mânası olurdu. Fakat mâdem dünya bir misafirhanedir; vefat eden çocuk nereye gitmişse, siz de biz de oraya gideceğiz... Ve hem bu vefat ona mahsus değil, umumî bir caddedir. Hem mâdem müfârakat dahi ebedî değil; ileride hem berzahta, hem Cennet'te görüşülecektir.   demeli.. O verdi, O aldı. "Elhamdülillâhi alâ külli hal" sabr ile şükretmeli.





FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
FOTO GALERİ
  • Kavunun bilinmeyen faydaları
    Kavunun bilinmeyen faydaları
  • CUMHURBAŞKANI HATAY'DA
    CUMHURBAŞKANI HATAY'DA
  • Kırıkhanspor 0 - Manisa BŞB.SK 2
     Kırıkhanspor 0 - Manisa BŞB.SK 2
  • Dünyanın en güçlü orduları
    Dünyanın en güçlü orduları
  • Süleyman Soylu Hatay'da
    Süleyman Soylu Hatay'da
  • iPhone'un pil ömrünü uzatmanın yolları
    iPhone'un pil ömrünü uzatmanın yolları
FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
  • SÜLEYMAN SOYLU KIRIKHAN HALKINA SESLENDİ
    SÜLEYMAN SOYLU KIRIKHAN HALKINA SESLENDİ
  • Kırıkhan Mesire alanı heba edilmemeli ve birilerine peşkeş çekilmemelidir.
    Kırıkhan Mesire alanı heba edilmemeli ve birilerine peşkeş çekilmemelidir.
  • Ahrazoğlu, Hatay’ın sorunlarını Meclis’e taşıdı
    Ahrazoğlu, Hatay’ın sorunlarını Meclis’e taşıdı
  • Hatay Tanıtım Filmi Türkçe
    Hatay Tanıtım Filmi Türkçe
  • Serhad Raşa - Mapusun İçinde Üç Ağaç İncir
    Serhad Raşa - Mapusun İçinde Üç Ağaç İncir
  • Hatay Devleti Belgeseli
    Hatay Devleti Belgeseli
VİDEO GALERİ
YUKARI