
Nurullah Ataç’ın 1942-1953 yılları arasında Cumhuriyet ve Ulus gazetesinde yayımlanan yazılarından oluşan ve 1964 yılında Türk Dil Kurumu Yayınları’ndan çıkan Söyleşiler kitabında kullandığı/uydurduğu/
uydurulan bazı kelimeleri aşağıya alıyorum. Ancak bu kelimeler bugün hiç kullanılmıyor. Demek ki uydurulan kelimeler bu kadar geçen zamanda millet tarafından benimsenmemiştir.
kelecilerle (kelimelerle), beti (mektup), betlik (sayfalık), atasağuna (hekime), sü atasuğunlardan (askerî hekimler
den), börtük (tane), küşümsüz (şüphesiz), küşümleri (şüpheleri), yazağımın (kalemimin), yatsımıyor (inkâr etmiyor), iyemsiz (çirkin), ereği (gayesi), düşece (tesadüfî), dörüt (sanat), okşaşını (resmini), beğenimi (zevki), bengiliğe (ebedîliğe), aydık (şiir), dineğe (kuleye), ökünç (pişmanlık), nen (şey), ıştın (lâmba), ırlamın (şarkının), tansıkladığı (hayran olduğu), talkalıdır (zararlıdır), ekinlerinin (irfanlarının), bilisizlerden (cahillerden), kara ağınlı (kötü niyetli), yağınlamak (tehdit etmek), tuşmadığımız (rastlamadığımız), özdek (madde), uçlar (sebepler), adımsılar (zamirler), betikçe (kitabî), bedizleri (resimleri), yili (halk), ücükleri (harfleri), netek (nasıl), çöğür (saz), kesenkes (mutlaka, katiyen), boşuğ (izin), tellim (daima), uçlardan (sebeplerle), öyüm (vaktim), öyünüz (vaktiniz), öyleri (vakitleri), baylıklarımız (zenginliklerimiz), tüz (halk), açınlamışız (keşfetmişiz), enezi (zayıfı), tüze (adalet), esizliklerle (fenalıklarla), yımızık (çirkin), durul (devlet), taplatmağı (kabul ettirmeği), assılanacağız (faydalanacağız), betik (kitap), tilcik (kelime), anıklamağa (hazırlamağa), sineleri (mezarları), yeğnisiyerek (istihfafla), algınlık (aşk), kıpılık (anlık), epliyebilir (sebep olabilir), özeği (merkezi), dokuncalı (zararlı), anık (hazır), yoluğları (fedakârlıkları), taplıyacağız (kabul edeceğiz), görüpsüler (hayaletler), yinleri (vücutları), esemeye (mantığa), denetiniz (murakabeniz), nite (nasıl), tapa (rağmen), erincini (rahatını), öylek (zaman), köğüklerin (mısraların), öğseyin (elbette), yititler (meziyetler), düzeyitle (nesirle), kiplere (kalıplara), göreceği (ufku), yüküncünü (namazını), esrikleşmiş (mest olmuş), esrikleştirmeğe (mest etmeğe), assılanıyorlar (istifade ediyorlar), öğseyin (elbette), tikesidir (cüzüdür), uzasal (tarihî), bezet (ziynet), kıbak (sersem), söydeşi (yani), urukçuymuşuz (ırkçıymışız), gözgüsüdür (aynasıdır), gönenirim (memnun olurum), angılarını (hatıralarını), ak ağınlı (hüsnüniyet), ilenirsiniz (lânet edersiniz), ölçmeler (tedbirler), üz (sahife), salkı (haber).
Yüzyıllardır kullandığımız ve artık Türkçeleşmiş olan yabancı kökenli kelimelerin yerine kelime uydurmaktan daha ziyade Türkçede karşılığı olmayan yeni yabancı kökenli kelimelere karşılık bulmak daha doğru olacağı kanaatindeyim.
Şimdi yukarıdaki kelimelerle cümleler kuralım bakalım kim ne anlayacak? Anlaşılmayan bir dil kime, neye hizmet eder? Halkın benimsediği, kullandığı kelimeler yaşayan dili oluşturur.


