ZAMANSIZ BİR ÖLÜM: PROF. DR. İLBER ORTAYLI
BIST 100
12.950,53 -1,65%
DOLAR
44,3465 0,08%
EURO
51,4313 -0,09%
GRAM ALTIN
6.281,08 0,05%
FAİZ
42,86 -1,29%
GÜMÜŞ GRAM
98,31 -0,23%
BITCOIN
69.757,00 -1,61%
GBP/TRY
59,4490 -0,15%
EUR/USD
1,1587 -0,22%
BRENT
103,30 3,40%
ÇEYREK ALTIN
10.261,82 -0,02%
Hatay Parçalı Bulutlu
Hatay hava durumu
15 °

ZAMANSIZ BİR ÖLÜM: PROF. DR. İLBER ORTAYLI

adil-cetin

Eskişehir’de kütüphanede Prof. Dr. İlber Ortaylı’nın “Osmanlı’yı Yeniden Keşfetmek” adlı kitabının son bölümünü okurken ölüm haberi geldi Prof. Dr. İlber Ortaylı’nın. Kaç gündür rahatsız olduğunu, hastaneye kaldırıldığını, yoğun bakıma alındığını ve sonunda entübe edildiğini biliyorduk. Çoklu organ yetmezliğinden vefat etti. Her ölüme zamansız diyebiliriz ancak Prof. Dr. İlber Ortaylı gibi çok müstesna bir insanın, herkese örnek olan bir şahsiyetin ölümü gerçekten zamansız bir ölümdür.
Daha önce “Bir Ömür Nasıl Yaşanır?”, “Cumhuriyet’in İlk Yüzyılı 1923-2023” ve “Osmanlı Devleti’nde Kadı” adlı kitaplarını okumuştum. “İnsan Geleceğini Nasıl Kurar?”, “Gazi Mustafa Kemal Atatürk”, “Gel Dünyayı Keşfedelim” ve “Osmanlı’ya Bakmak” adlı kitaplarını da almıştım okumak için. Elbette yakın tarihle ilgili katılmadığım, yanlış bulduğum bazı görüşleri vardı. Bu da yakın geçmişle ilgili bazı olaylara vakıf olmadığından kaynaklanıyordu.
Sık sık televizyon programlarında da tarih ve genel kültür üzerine sohbetlerini dinliyorduk. Hem Antakya’da hem de Eskişehir’de canlı olarak konferansını dinlemiştim. Anlattıklarında hiç kaynak göstermezdi zira kendinden o kadar emindi ki ben diyorsam böyledir tarzındaydı. O kadar tarih, yer ve şahıs isimlerini hatırlıyor, mükemmel bir hafızaya sahipti. Tam bir entelektüel insandı. Akademisyen, yazar ve tarihçiliğinin yanında geniş bir genel kültüre de sahipti. Toplumda tarih şuurunun yaygınlaşmasına önemli katkılar sundu. Gezgin bir insandı. Dünyayı gezmiş, dolaşmış biriydi. İyi bir rehberdi. Gittiği her ülkenin önemli şehirlerini, müzelerini, kütüphanelerini, önemli yazar ve eserlerini, sinemasını, tiyatrolarını, sanatçılarını bilirdi. Üstelik bunların kıyasını da yapardı. Bir ömrün nasıl yaşanacağı hususunda herkese ama özellikle gençlere örnek bir şahsiyetti. Saydığım özelliklerinin yanında 7-8 dil bilen ender insanlardan biriydi. Prof. Dr. İlber Ortaylı, Osmanlı’yı da Cumhuriyet’i de sevdi ve sevdirdi.
Türk Tarih Kurumu’nun kurucularından, İstanbul ve Kars milletvekilliği yapmış olan Yusuf Akçura Kazan; Ankara Hukuk Fakültesi kurucu hocalarından, Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu’nun kuruluşunda katkıları olan, Şebinkarahisar, Giresun ve Ankara milletvekilliği yapan Sadri Maksudi Arsal Ufa; tarihçi ve Türkolog Zeki Velidi Togan Başkurdistan; Tarihçilerin kutbu, Bilkent Üniversitesi’nde Tarih Bölümünü kuran Prof. Dr. Halil İnalcık Kırım; Prof. Dr. İlber Ortaylı da Kırım göçmeni. Kırımla bir şekilde bağlantılı insanlar. Türklüğe olan mensubiyetleri orada oluşmuş ve güçlenmiştir. Türklük şuurunun fikir olarak nesillerde oluşmasında ve aktarılmasında bu insanların çok büyük katkıları olmuştur.
Prof. Dr. İlber Ortaylı, Türklüğünün şuurundadır. “Türkiyelilik” lafına şiddetle karşı çıkıyor ve “Türküm” diyordu. Türklüğe mensubiyeti güçlüydü. Bir ayağı Türk dünyasına diğer ayağı da diğer dünyaya basıyordu. Geride çok sayıda kitap bıraktı, daha neler yazacaktı, neler anlatacaktı kim bilir?
Çok büyük bir kayıp. Yerinin doldurulması çok zor. 21 Mayıs 1947 doğumlu olup 13 Mart 2026 tarihinde bir Ramazan ayında Cuma günü vefat etti. Cenazesi 16 Mart 2026 Pazartesi günü Galatasaray Üniversitesi’ndeki anma töreni sonrası Fatih Camii’ne getirildi. İstanbul’da Fatih Camii’nde ikindi namazını müteakip kılınan cenaze namazının ardından Fatih Camii Haziresi’ne defnedildi. Prof. Dr. İlber Ortaylı sağlığında “İstanbul’un yaşayan hafızası, tam bir canlı ansiklopedi” dediği sanat tarihçisi Prof. Dr. Semavi Eyice’nin kabrinin yanına defnedildi. Fatih Sultan Mehmed’in kabri de kendi adına yaptırılan özel bir türbede bulunuyor. Ayrıca Prof. Dr. İlber Ortaylı’nın da hocası tarihçi Prof. Dr. Halil İnalcık, Kemal Karpat ve Kadir Topbaş’ın da naaşları Fatih Camii Haziresi’nde yatıyor.
78 yıl 9 ay 22 günlük ömrüne çok şey yerleştirdi. Çok büyük bir kesimin gönlünde taht kurdu. Allah rahmet eylesin. Mekânı cennet olsun. Ailesine, sevenlerine ve Türk milletine baş sağlığı diliyorum.
Onun sağlığında değil de ölümünün ardından eleştirmeye kalkanlara baktığımda bunları dört gruba ayırmak mümkün. Bunlar:
1. Bir kısım siyasal İslamcılar.
2. Bir kısım sosyalistler.
3. Bölücü terör örgütü PKK ve uzantıları.
4. Kıskançlıktan kaynaklanan bazı çapsız akademisyenler.
Prof. Dr. İlber Ortaylı, Türk olarak yaşadı, Türk olarak öldü. Ancak öldü diyebilir miyiz? Aslında ölüp de yaşayacak olanlardandır demek daha doğru olur. Çünkü geride çok derin izler bırakmıştır.
*
PROF. DR. İLBER ORTAYLI’DAN ALTIN DEĞERİNDE SÖZLER
Altını çize çize okuduğum ve özellikle gençlerin muhakkak okumaları gerektiğine inandığım “Bir Ömür Nasıl Yaşanır?” adlı kitabından ders niteliğinde aldığım notlardan bazılarını aşağıya alıyorum:
“Hayat, derbederlik ve tembellik için çok uzun; fakat hırsla, yağma ve haydutluk yapmaya değmeyecek kadar kısadır. Hayat duygularla çalışılacak ve resmedilecek bir kompozisyon, aynı zamanda mantıklı yazılacak bir rapor gibidir.
Yüzünüz her zaman yaşadıklarınızın aynasıdır. Olgun ve bilge bir çehre edinmeniz dileğiyle...”
*
“Öncelikle hayatı tanımak lazım. Kuşkusuz insanın hayatında çeşitli dönemler vardır. Hayatımız temel olarak dörde ayrılır: 12-25 yaşları arası, 25-40 arası, 40-55 arası ve nihayet şimdi benim de bir süredir yaşadığım dönem, yani 55 sonrası. Bunlar gençlik, yaşlılıkla ilgili aralıklar değil. Bu aralıklar; bir insanın yetişmesi, olgunlaşması, eser vermesiyle ilgilidir.
Şimdi baştan sona doğru bir gidelim. 12-25 yaşları arası öncelikle temel atma dönemidir. Hayatınızı esasen bu dönemde kurarsınız. 25-40 arasında hayata karışır, söz söylemeye başlarsınız. 40-55 arası olgunluktur, otorite olma dönemidir. 55 ve sonrası ise bir dinlenme, demlenme zamanıdır. Bu yaşlarda çok bir şey yapmazsın; yeni şeyler ortaya koymaz, genelde tekrar edersiniz. Bu dönemini sürenler arasında, seyrek de olsa taze eserler verene rastlanır. İşte her birimiz bu süreçlerden geçeriz, çünkü biz bu dönemlerde yaptıklarımızla şekilleniriz.”
*
“Gazetecisin; bu yüzden sana tavsiyem de mesleğine göre: İki yüz sene sonrasına bir şey bırakmak istiyorsan kitap yazacaksın. Gazete yazısı bir kitap kadar kalıcı olmayabilir. Çünkü 50 sene sonra gazetelere ne olacağı bile belli değil.”
*
“Entelektüel, üstüne vazife olmayan işlerle ilgilenen kişidir. Örneğin mesleği kimyacılıktır ama coğrafya veya tarihle de uğraşır, resim yapar. Bu iş öteden beri böyledir. Kendi dünyasının dışıyla ilgilenendir entelektüel.
Entelektüel olmak için işinle, aşınla, mesleğinle ilgili konuların dışında kalan şeylere ilgi duyarsın; onlara da zaman ve para ayırırsın, farklı şeyler öğrenirsin. Bunlar illâ kitabî mevzular değildir. Müzik yaparsın mesela, ciddi anlamda resim yaparsın. Salsa öğrenirsin, vals yahut tangoya merak salarsın. Milletin hâline bakarsın. Onlar ne yapıyor, nelerle ilgileniyor; dertlerini görürsün. İşte entelektüel bu işlerle de uğraşan insandır.”
*
“Gelgelelim hepsinin ötesinde başka bir mesele var. Sosyal bilimci, tarihçi, mühendis, doktor; hangi mesleğe sahip olursa olsun, insan kendi kültürü için de okur. İşte hedef; aydın rolünü üstlenmekse, üstüne vazife olmayan şeylerle de ilgilenmekse, mesleğinin dışındaki alanlara merak salmaksa, başka dünyalara adım atmaksa, tek bir dil hiçbir zaman yetmez.”
*
“Okuyacaksam, sabahları okudum; yazacaksam, sabahları yazdım. İnsan sabah okuduğu metinleri asla unutmaz. Bunun da basit bir sebebi var. Zihin boşken, vücut diriyken, kafa dinçken okumak; çalışmanın verimini kat kat artırır. Bu, kişiye göre değişen bir hâl değildir.”
*
“Neticede değişik yerler tanımak, değişik gruplara girmek lazım. Dahası bu, sadece akademide değil; her işte geçerlidir. Tek bir yere girip kalmayacaksın, kendini geliştirmek istiyorsan farklı yerlere bakacaksın. Kendini bir sınava tabi tutacak, farklı yerlerde tanıtacaksın.
Beni iyi hocalar yetiştirmişti. Onun da etkisi vardır muhakkak ama kendin daha önemlisin. Senin kim olduğun, nasıl biri olduğun, kendini nasıl yetiştirdiğin çok daha mühimdir. İlgin, bilgin dikkat çekerse, kimse seni dışlamaz; çeşitli gruplara girersin.”
*
“Bir yere ilk defa gitseniz de, orayı beşinci defa ziyaret etseniz de yapmanız gereken bir şey var: Şehre karışmak. Her yere gideceksiniz, her yere. Pazara da sokaklara da uğrayacak, insanların arasına karışacaksınız. En önemlisi yürüyeceksiniz. Öyle, “Taksiden indim, otele gittim,” yok; yürüyeceksiniz. Bir şehirde gönlünüzce yürümüyorsanız orayı gezdiğinizi de söyleyemezsiniz.”
*
“İşte kendini okumuş görenlerin ziyaret etmesi gereken şehirleri böylece sıralamış olayım: Petra, Antakya, Palmira, Efes ve İskenderiye. Yani Klasik Roma dönemindeki şehirler... Diğer şehirler, İstanbul dahil, sonradan inkişaf etmiştir. Batı’da bu kadar çok sayıda Klasik Roma döneminden kalma büyük şehir yoktur, oradaki şehirler daha az önemlidir.”
*
“Bir millet krizle düşmez veya yükselmez; bir millet ancak insanın eğitim niteliği yüksekse yükselir, gelişir, zenginleşir.”
*
“Eğitim, kitlenin taleplerinin dinleneceği yer değildir; kasaba türü siyasetin, nabza göre şerbetin yeri değildir. Çünkü eğitim, dünyanın en önemli meselesidir; insan reprodüksiyonudur. Yani insanın bir nevi yeniden üretimidir. İşte bütün bu sistem içinde ilk bakılması gereken yer de öğretmendir.
Çok açık ki bu iş evvela bir öğretmen meselesidir. Evet, iyi eğitim için iyi öğretmen gerekir.”
*
“Bizim öğretmen yetiştiren sistemimiz iki önemli sorun yaşadı. Birincisi, Köy Enstitüleri’nin lüzumsuz yere kapatılmasıydı. Bunu Halk Partisi yaptı. İkincisi ise Eğitime Enstitüleri’nin batırılmasıdır. Büyük öğretmen tipiyle de işte o zaman vedalaştık. Bu da maalesef belki istenmeden, gayriciddi bir tedbirle Ecevit devrinde yaşandı. Bu enstitüler, Türkiye eğitim tarihinin çok önemli yapıtaşlarıydı.”
*
“Türkiye’ye bin tane imam-hatip okulu lazım değil. Sayılar mütevazı, okullar da tam teşekküllü olmalı. Bunlarda doğru dürüst Batı dili, doğru dürüst Doğu dili, doğru dürüst ölü diller, doğru dürüst diri dillerin yanı sıra; doğru dürüst coğrafya, edebiyat, mantık ve matematik öğretirsen, o zaman kimsenin de kimseye yobaz diyecek hâli kalmaz. Kimse nitelikli yetişen öğrenciyle, onun öğretmeniyle uğraşmaz.”
*
“Sanatçıları, devlet adamlarını, hatta herkesi yaşadıkları dönemleriyle bilmek önemlidir. Bir çağın bir insanı nasıl şekillendirdiğini görmek gerekir.”
*
“Önemli gördüğüm bir şehirden daha bahsedelim. O şehir Eskişehir’dir. Şehrin halkında eğitimli, iyi bir maya oluşmuş; öne iyi bir yönetici geçerse, mucize başlar. Şu kadar söyleyeyim bozkırın Eskişehir’i, Türkiye’nin kültür başkenti oluyor. Orkestraları, konserleri, tiyatrosu, daha doğrusu tiyatroları, hatta operalarıyla... Öyle ki Ankara ve İstanbul’dan Eskişehir’e müzik dinlemeye, operaya gidenler gittikçe artıyor. Alışkanlık özleme dönüşmüş ve bu kitle büyüyor.”
*
“Her nerede yaşıyorsanız, o şehre, sokaklarını dolaşarak; tarihini, yapılarını bilerek, öğrenerek sahip çıkarsınız.”
*
“Bir şehir, insana ilgi sahaları sunabiliyorsa ya da belli bir sahanın içinde kişinin kendini geliştirmesini sağlayabiliyorsa özel bir şehirdir.”
*
Prof. Dr. İlber Ortaylı’nın dünya çapında bir insan olduğu hakkında yakın dostu Prof. Dr. Celal Şengör’ün bir hatırası şöyle:
“Elit denilince benim aklıma İlber Ortaylı geliyor.
Çünkü bir gün Avusturya’ya gittim. ‘Belvedere Sarayı’nda çok güzel bir sergi var’ dediler. Prens Eugen’in Kütüphanesi... Pottinger Haritası’nı alan adam.
Gittim sergiye, kataloğu satın aldım. Kapağını açtım. İlk makale İlber Ortaylı.
Lan Avusturya’dayız. Serginin konusu Fransız asıllı bir Avusturyalı. Bizimle hiç alakası yok.
İşte bu bambaşka bir

YORUM YAP

Yorum yapabilmek için kuralları kabul etmelisiniz.
Yeni bir yorum göndermek için 60 saniye beklemelisiniz.

Henüz bu içeriğe yorum yapılmamış.
İlk yorum yapan olmak ister misiniz?