CEMİL MERİÇ VE SOSYALİZM
BIST 100
14.417,91 -0,26%
DOLAR
46,8043 0,14%
EURO
53,5633 0,12%
GRAM ALTIN
6.276,96 1,32%
FAİZ
40,21 0,85%
GÜMÜŞ GRAM
93,86 2,44%
BITCOIN
62.155,00 1,04%
GBP/TRY
62,5672 0,14%
EUR/USD
1,1439 0,06%
BRENT
72,12 0,45%
ÇEYREK ALTIN
10.262,82 1,32%
Hatay Açık
Hatay hava durumu
25 °

CEMİL MERİÇ VE SOSYALİZM

adil-cetin

CEMİL MERİÇ’İN SOSYALİZMLE TANIŞMASI
“Kemal Sülker, Cemil Meriç’e hangi kitapların isimlerini yolladı bilmiyoruz, ama Cemil Meriç kendi yurdunda geçirdiği o gurbet yılından sonra, ailesini ikna eder ve henüz on dokuz yaşında iken yürek çırpıntıları içinde İskenderun’dan vapura binerek 1936 sonbaharında İstanbul’a gelir. Pertevniyal Lisesi’nin on ikinci sınıfına kaydolur. Felsefe hocası İhsan Kongar, Fransızca hocası Nurullah Ataç, Tarih hocası Reşat Ekrem Koçu, Edebiyat hocası Keysa İdalı’dır. Genç taşralı okula yakın olduğu için önce Kumkapı’da bir talebe yurdunda kalır, sonra Kadırga’daki bir başka yurda geçer. Parasız ve kimsesizdir.
Bir gün Antakya’dan tanıştıkları Sırrı isminde bir arkadaşı ona Kuzguncuk’ta oturan sosyalist bir zattan söz eder: Kerim Sadi.61 Cemil bu imzayı 1932’lerde çıkan “İnsaniyet Kütüphanesi”nin broşürlerinden hatırlamaktadır. Sırrı’nın yalıya birlikte gitme teklifini memnuniyetle kabul eder.
O gün yalının arka bahçesindeki kırık dökük tahta iskemlelerde ağırlanan gençlere kızıl sarı saçlı, uzunca boylu, Asya çehreli bir hanım çaylarını getirir ve yanlarında oturarak sohbete karışır. Bu hanım on üç yıl boyunca Kerim Sadi’nin hayat arkadaşı olan Semiha Sıdıka Uzunhasan’dır.
Semiha Hanım eski TKP’li Hüsamettin Özdoğu’nun kız kardeşidir. Genç Cemil o gün çiftin Moskova’da Şark İşçileri Üniversitesi’nde (KUTVE) tanıştıklarını, Troçkici oldukları için Stalin iktidara gelince Türkiye’ye dönüp Kuzguncuk’taki bu harap yalıya ucuz bir kirayla yerleştiklerini öğrenir. Sadi gerçek bir kitap kurdudur ve İngilizce, Fransızca, Almanca kitaplardan oluşan bir kütüphanesi vardır. Semiha Hanım kütüphaneye hayran kalan Cemil’e sadece Kerim Sadi’nin değil kendisinin de kitap yazdığını, o sırada “Kadın Gücü” başlıklı bir eser hazırladığını anlatır. Yalıya bağlı olan köhne bir sandalda, bir şapografta 1 Mayıs bildirileri basılmakta, dağıtsınlar diye gençlere verilmektedir. Bir polis baskınında bu şapograf ele geçmesin diye boğazın serin sularına atılmıştır.
Cemil, o günden sonra Kuzguncuk’taki yalıya sık sık gitmeye başlar. Artık önünde yeni bir dünyanın, İstanbul’un sosyalist-komünist çevrelerinin kapısı açılmıştır. Nitekim genç Cemil’i, Kerim Sadi bir gün Nişantaşı’ndaki İpek Filin Stüdyosu’na götürür ve Nâzım Hikmet’le tanıştırır. Cemil Antakya’da iken Nâzım’ı, Kemal Sülker’in ısrarı ile okumuştur.
Ancak Nâzım, Antakya’dan gelen bu toy ve idealist genci sever, çay ısmarlar ve ona Taranta-babu’ya Mektuplar’dan mısralar okur.
Genç Cemil, Mavi Gözlü Dev’i biraz şaşırarak daha da çok severek dinler. Nâzım, şiiri bitirir, başını kaldırır ve “Cemil, önce okulunu bitir, ondan sonra gel. Hiçbir davanın ‘rate-insan’a ihtiyacı yoktur.” der. “Rate-insan” yani görevlerini yerine getirememiş, başarının lezzetini tatmamış insan.
Cemil’in paraya ihtiyacı vardır. İki üstat ona imzasını kullanmadan, G. Jeze’in (Jez) Maliye isimli kitabı ile Stalin’in Pratik ve Teori kitaplarını çevirmesini önerirler. Cemil kabul eder ve gece gündüz çalışarak tercümeleri bitirip teslim eder. Ama kendisine vadedilen para günler, aylar geçtiği halde, bir türlü verilmez. Emeğe saygılı olduklarına inandığı bu iki insanın ona emeğinin karşılığını ödememeleri Cemil’de büyük bir sukut-u hayâle yol açar. Kaldığı yurdun parasını bile ödeyemeden, 1937 Mayıs’ında Pertevniyal Lisesi’ni terk eder ve elindeki son para ile vapura binerek İskenderun üzerinden baba ocağına döner.

1937 yılı Fransa için hareketli bir yıldır. Sosyalist partiler Leon Blum’un liderliğinde birleşerek Halk Cephesi’ni (Front Populaire) kurarlar. Hükümetin başındaki Leon Blum, sınıf kavgasından yana değildir; işçi sınıfının haklarını savunan aydınların iktidarda olmasını ister. Yeni Fransız hükümeti, Suriye ve Lübnan ilişkilerini düzenlemek ve bölgeye bağımsızlık vermek kararını alır. Müstakil İskenderun Sancağı’nın durumu belirsizdir. Fransız hükümeti Sancak’ta yıllardır en yüksek temsilci olarak bulunan komiser P. Durieux’yü görevden alır ve Leon Blum’un sekreterlerinden Roger Garreau (Roje Garo) Temmuz 1937’de Müstakil İskenderun Sancağı Komiseri olur.
Ümitsizlik içinde dönüp geldiği Antakya’da bu çalkantılı dönemde Hüseyin Cemil ne yapabilir ki! İmkânlarını keyifsizce yoklar ve sonunda Haymeseki İlkokulu’nda öğretmenlik yapmaya karar verir. Güneyinde yemyeşil dağların, batısında gümüş gibi ışıldayan Akdeniz’in uzanıp gittiği bu mahzun köyde 1 Ekim 1937’den 1938 baharına kadar öğretmenlik yapar. İlk günlerde kapı kapı dolaşıp köylülere çocuklarını okula göndermelerini rica eder. Pek ikna edici olamaz. Köyün yolu yoktur, aracı yoktur. Annesi Zeynep Hanım gelir, oğlunun yalnızlığını paylaşmaya gayret eder.
Bu köyde geçen dokuz aydan sonra Cemil önemli bir haber alır. İskenderun’daki Tercüme Kalemi’ne sınavla müdür muavini alınacaktır. Girdiği sınavı kazanır. Küçük Suriye Tarihi’nin yazarı olan Selânikli Ata Derviş’in yerine tayini çıkar. Görevi yerli basında çıkan Türkiye ile ilgili haberleri Fransızcaya çevirmek, Tercüme Kalemi’ne gelen Fransız basınını da günü gününe izlemektir. Yaz ayları çabuk geçer. Bu arada Türkiye Cumhuriyeti ile Fransız yetkililer arasında görüşmeler sürmekte; Türkiye, Sancak’taki idarî amirlerin Türk olması konusunda ısrar etmektedir. Bunun üzerine Fransızlar Tercüme Kalemi’ndeki başarısını takdir ettikleri genç Cemil’in 16 Mayıs 1938’de Hassa’ya bağlı Aktepe’ye 5. Sınıf Nahiye Müdürü olarak tayinini uygun görürler.
Meriç bu yeni görevinden çok memnundur. Takım elbiseler diktirir, pırıl pırıl giyinir. O zamana kadarki bütün fotoğraflarında karşımıza fesi ile çıkan Hüseyin Cemil’in Aktepe Nahiye Müdürü olduktan sonra artık başında fesi yoktur. Genç Nahiye Müdürü Milletler Cemiyeti’nin bazı azalarına Aktepe’nin yemyeşil ağaçları altında, babasını da davet ettiği bir ziyâfet verir. Su şarıltıları arasında Freud’dan, Marx’dan, Jaures’ten söz ederek onları şaşırtır.
Fakat bu saltanat kısa sürer. Cemil’in yirmi iki günlük Nahiye Müdürlüğü, Hatay Valiliği’nden gelen bir telefonla 7 Haziran 1938’de sona erdirilir. Bağımsız Hatay Devleti’nin kuruluş hazırlıkları yapılmaktadır. Plân gereği Türk ordusu bölgeye Aktepe üzerinden girecek ve Nahiye Müdürü de bu kritik sürece vaziyet edecektir. Yeni yetme bir memurdansa deneyimli bir komutan bu göreve daha uygun bulunur. Cemil görevi eski bir Kuvay-ı Milliye kumandanı olan Nuri Aydın Konuralp’e devreder. Bu arada Fransa ve Almanya arasında soğuk rüzgârlar esmeye başlamıştır. Fransa yakınındaki tehlikeyi, uzağındaki çıkarından daha önemli bulur ve Garreau’yu geri çağırır.
5 Temmuz 1938’de Türk askeri Hatay’a girer ve 2 Eylül 1938’de Hatay Devleti kurulur. Cemil mecburen Reyhaniye’ye döner. Kitaplarını alıp yeniden Batı Ayrancı köyünde ablasının evindeki bir odaya yerleşir. Ama köy hayatı ona göre değildir; Türk Hava Kurumu’nda sekreterlik, Belediye’de kâtiplik yapar.
Eski arkadaşlarıyla sık sık buluşur. O sırada Ahmet Sırrı Hocaoğlu Paris’ten yeni gelmiştir. Fransa’da ikinci defa iktidara gelen Leon Blum Hükümeti, ezilen halkların yanındadır. Avrupa’da doğan ve emperyalizme karşı çıkan bir ideolojinin yanında olmak, yirmi yıldır Fransa işgali altında yaşayan Müstakil İskenderun Sancağı’nın gençlerine cazip gelir. Ahmet Sırrı’nın etrafında toplanan Edip Kızıldağlı, Firuz Hanzad, Kemal Sülker, Tayfur Çalım, Remzi Öcalkardeş, Kemal Yalazkan grubuna Cemil de dâhil olur. Fransa’daki burjuva egoizmine karşı çıkan sosyalizm, Batı’nın içinde kalıp Batı’yı eleştirme hakkına imkân vermektedir. İstanbul’da bulduğu sosyalist literatürle ilgili bütün kitapları Antakya’ya getirmiş olan “göçmen çocuğu” artık kendine “yeni bir put” bulmuştur: Sosyalizm. “İnsanlık enternasyonalle kurulacak”tır.
Cemil’in katıldığı bu yarı gizli toplantılara, Antakya Lisesi’nden birkaç genç de devam etmektedir. 1939 yılının Şubat ayında bu toplantılara katılan gençlerden biri, Hüseyin Cemil ağabeyinden öğrendiği Enternasyonal Marşı’nı okul avlusunda göğsünü kabartarak söyler.
“Bu kavga en son kavgamızdır artık. Enternasyonalle kurtulur insanlık.” İşçi sınıfının marşını bir öğrencinin teneffüste okuduğunu duyan muhalif öğrencilerden biri onu hemen okul idaresine şikâyet eder. İdare birden telâşlanır. Müdür korkar ve durumu polise bildirir. Bu öğrenci ile teması olduğu tespit edilen on bir kişi sorguya alınır. Cemil de onlar arasındadır. Sonuç: 1939 Nisan’ında Cemil tevkif edilir. Yıllardır gözü gibi baktığı üç yüz kadar kitabı ve dergisi iki çarşafa bağlanarak götürülür. Yargılanmak üzere hapse atılır. Antakya’da iki ay kadar nezarethanede kalır. Suçu “Komünizm programınız yapmak, gençlere Enternasyonal Marşı’nı öğretmek ve Bağımsız Hatay hükümetini devirmeye teşebbüs etmek”tir. Savcı idamını talep etmektedir.
Hüseyin Cemil’in nezarethanede iki fotoğrafı çekilir. Yandan çekilen fotoğrafında yanak kasları asabiyetle gerilmiştir. Yuvarlak çerçeveli gözlüklerinin dibinden aşırı miyopili gözleriyle istikbaline dehşet içinde bakıyor gibidir. Yiğitliğe toz kondurmamaya çalışmaktadır, ama korktuğu fotoğraftaki halinden pek bellidir. Babası çok mu öfkelendi? Annesi Reyhaniye’deki evlerinin küçük odasına çekilip sessizce ağlıyor mu? Zehra ablası onu bu karanlık ve soğuk hücreden kurtarmak için kimlere yüz suyu döküyor? Nezarethane geceleri, yirmi iki yaşındaki Cemil’e aşağıdaki mısraları ilham eder:
Gölgeler birer birer eriyor sokaklarda
Çınlıyor bir bekçinin düdüğü uzaklarda
Yaşaran gözlerimle dışarı bakıyorum
Bir cigara sönmeden birini yakıyorum
Dışarıda karanlıklar korkuyla emekliyor
Dört duvar, dört Azrail başımızda bekliyor
Hastayım, yanan alnım pencereye dayalı
Önünde ailemin dolaşıyor hayâli
Yatmak mı? O ne mümkün, sabah gelse diyorum
Titriyor inliyorum, inliyor titriyorum.

O yıllardaki halet-i ruhiyesini Cemil yıllar sonra şöyle anlatır:
“Yirmi dört yıl önce mahkemede Marksist olduğumu haykırdım. Bu, ümitsizlikten doğan bir isyandı. Bir nevi meydan okuyuş. O yalnızlık içinde bir şey olmak ihtiyacı.”
“Mahkemede Marksist olduğunu haykırdığı zaman, tek işçinin elini sıkmış değildi. Sadece namuslu olmak, ‘korktuğu için sustu’ dedirtmemek istiyordu. Zaten yaşanılmaz bir dünyada idi artık, cinsî buhran, ruhî buhran... En küçük bir pırıltı yoktu hayatında. Bir sığınaktı Marksizm, bir kaçıştı, bir yaşama gerekçesiydi; belki de inanıyordu Marksizm’e. Eziliyordu, ezilenlerin yanındaydı. Kitaplardan tanımıştı sosyalizmi. Ne kadar anlamıştı? Anlayabilir miydi? Sınıf kavgası yoktu Hatay’da, çünkü sınıf şuuru yoktu. Marksizm gerçekten meçhule yani rüyaya kaçıştı. İnsanları seviyordu. Ama sığındığı her kale insanlardan biraz daha uzaklaştırıyordu onu. Beraat etti. Ne var ki bütün dostları, bütün tanıdıkları selâmı sabahı kestiler. Yirmi yıl bir Jean Valjean hayatı.”

Dava iki ay sürer. Sonuçta hapse mahkûm edilen iki kişi hariç, diğer sanıklar gibi Hüseyin Cemil de beraat eder. Bir rivâyete göre Hatay Devlet Reisi seçilen Tayfur Sökmen’e bazı yetkililer, “Biz yeni ve modern bir devlet kuruyoruz, burada insanlar ağır suçlamalar altında bırakılarak yargılanıyor. Bu, devletimizin yeni sıfatıyla bağdaşmaz.” der. Tayfur Sökmen de yüksek mahkeme başkanıyla görüşür ve yargılananların suçsuz bulunarak, serbest bırakılmalarını sağlar.
“Cemil’in beraber yargılandığı kişilerin bir kısmı (Sebahattin, Hamit Argon, Kemal Hacı Mıstık) Suriye’ye geçer. Kemal Yalazkan’ın görevine son verilir ve ömrü boyunca işportacılık yapar. Tayfur Çalım genç yaşta vefat eder. Remzi avukat olur. Bazıları da eski kişiliklerini kaybedip, sessiz sönük insanlar haline gelir. Ama Hüseyin Cemil, samimî ve dürüst kişiliğinden hiç taviz vermez.”
29 Haziran 1939’da Hatay Devleti kırk üyesinden yirmi ikisi Türk olan yasama organının kararıyla, Türkiye Cumhuriyeti’ne katılır ve Hatay bağımsız bir devlet iken, Türkiye’nin Hatay ili adını alır.
Araplar arasında muhacir, Fransız işgaline karşı Türkçü ve Fransa’nın temsil ettiği sisteme karşı sosyalist.”
***

DİPNOT:
61. Kerim Sadi (A. Nevzat Cerrahoğlu) (1900-1977) İstanbul Sultanîsi’ni (İstanbul Lisesi) bitirdikten sonra başladığı tıp öğrenimini yarıda bıraktı. 1925’te TKP ile ilişkisi olduğu iddiası ile dört yıl hapse mahkûm edildi. İnsaniyet Kütüphanesi’ni kurarak, broşürler yayımlamaya başladı, tercümeler yaptı. Bazı eserleri Ansiklopedideki Vahşi (1929), Ahmet Haşim (1933), Karl Marx (1935), Tarih Anlayışı Olmayan Tarihçi, Fuat Köprülü (1964), Bir İslâm Reformatörü Mehmet Âkif (1964), Türkiye’de Sosyalizmin Tarihine Katkı (1975).

KAYNAK: Ümit Meriç, Babam Cemil Meriç, İnsan Yayınları, Şubat 2018.

YORUM YAP

Yorum yapabilmek için kuralları kabul etmelisiniz.
Yeni bir yorum göndermek için 60 saniye beklemelisiniz.

Henüz bu içeriğe yorum yapılmamış.
İlk yorum yapan olmak ister misiniz?

casibom girişmarmaris escortamgbahisen çok kazandiran casino sitelerigrandpashabet linkKavbetHoliganbetlunabetultrabetgrandpashabetcasibomKickmatbetlunabetjojobetMadridbetMadridbetMadridbetZirvebetjojobetJojobetjojobetjojobetjojobetcasibomcasibomcasibomcasibomcasibom girişholiganbetjojobet girişcasibomJojobetbetciojojobet girişjojobetjojobet giriş