
Bazı insanlar vardır ki memleketinden uzakta yaşasa da memlekete olan sevgisi, bağlılığı, mensubiyeti onu boş durdurmaz. Doğduğu topraklara olan borcunu farklı alanlarda da gösterir. Bir şeyi iyi anlamak için sadece yakınında olmak yetmiyor. Zira yakınlık körlüğü de beraberinde getiriyor. Bazen uzaktan da görebilmek, izleyebilmek icap ediyor. Uzmanlık alanının dışında da birtakım çalışmalar, eserler ortaya koyabilmek çok önemlidir. Bir dönem (28 Kasım 2006-28 Kasım 2010) Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi rektörlüğü yapan Sayın Prof. Dr. Şerefittin Canda, bir tıp profesörüdür. Meslekten emekli olarak İzmir’de yaşıyor. Ama boş durmuyor, sürekli yazıyor.
Zaman zaman telefonla konuştuğum hoş sohbet Sayın Prof. Dr. Şerefittin Canda, son çıkan “Doğunun Kraliçesi Antakya: MKÜ, Deprem, Rektör Canda Dönemi 28 Kasım 2006-28 Kasım 2010” adlı kitabını kargo ile gönderdi. Beraberinde başka kitapları da vardı. Çok teşekkür ediyorum. Bu yeni kitabından dolayı kendisini kutluyorum. Kitap, Ankara’da Akdoğan Yayınevi’nden Eylül 2026 tarihinde çıkmış olup, 25 başlıkta soru-cevap şeklinde yazılmıştır. Kitap 467 sayfadır.
Sayın Prof. Dr. Şerefittin Canda bu kitabında, bir dönem rektörlüğünü yaptığı Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi’ni anlatmaktadır. Rektörlüğü döneminde yaptığı hizmetler, Antakya’nın tarihi, arkeolojik yapısı ve deprem konuları işlenmektedir. Kitapta yazılar, fotoğraflar ve bu konularda yazılmış haberler yer almaktadır. Bir nevi rektörlük yaptığı dört yılın faaliyet raporu gibidir. Bir ilde bulunan üniversite; çeşitli fakülteleri, yüksek okulları ve enstitüleri ile sadece genel anlamda bilim yapmanın, öğrenci yetiştirmenin ötesinde bulunduğu bölge, il ve ilçeleriyle de ilgili çalışmalar yapmak durumundadır. Bölgenin tarihi, coğrafyası, eğitimi, sosyolojisi, tarımı, sanayisi, ekonomisi, kültürü, turizmi, şehir planlaması gibi konularda çalışmalar yapması ve öncü rolü üstlenmesi gerekir. Bu konularda Sayın Prof. Dr. Şerefittin Canda’nın gayretleri büyük olmuştur. Özellikle üniversitenin büyütülmesi, öğrenci sayısının artırılması hususunda yaptığı çalışmalar neticesinde Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi bugünlere gelmiştir.
Yazar Prof. Dr. Şerefittin Canda, kitabın Önsöz’ünde şu açıklamaları yapıyor: “Bu kitap, basındaki haberler eşliğinde, Hatay’da görevli olduğum dönemde yapılan işlere ve yaşamımın bir dönemine ayna tutan “otobiyografik” bir belgedir.
Öncelikle şunu söylemeliyim ki,
Antakya’da görev yapanların, başarılı olması için;
-Doğanın coşkusuna, gastronomiye,
-Antik tarihin izlerine ve
-Renkli yerel kültüre bakılması gerektiğini unutmamalıdır.
Şu dört gerçeğe dikkatinizi çekmek isterim;
1. Deprem gerçeği: Antakya İÖ 300 yılından beri aynı yerde (deprem fayları üzerinde), aynı ad ile aynı önemde var olmuş, çok kez depremlerle yıkılmış, Anka kuşu gibi küllerinden doğmuştur.
2. Antik Antakya gerçeği: Güncel Antakya’nın altındadır.
3. Doğanın coşkusu, ekoloji: Defne (Harbiye) çağlayanları, Asi Irmağı, Asi Boğazı, Samandağ, Çevlik ve Arsuz Denizi, Yaylalar, vb.
4. Renkli insan gerçeği: “Psiko-sosyal” yapı, “yaşam felsefesi”, Antik kültürün izleri ve Orta-Doğu kültürünün etkileri, yansımaları.
6 Şubat-20 Şubat 2023 depreminde, 11 il ile birlikte, Hatay ve Antakya’da çok can yitirildi, acılar yaşandı, büyük yıkım görüldü.
Depremde dayanıksız, konutlar, yapılar, yapım ve denetimlerdeki yetersizlikler, gelenek ve görenek olmuş çeşitli renklerinin “çıkarda” birleşme alışkanlığı, gün yüzüne acı bir biçimde çıkmıştır.
Bu nedenle, depremden önce ve sonra tanık olduğum gerçekler karşısında; Hatay’da görev yaptığım (28 Kasım 2006-28 Kasım 2010) dönemini sorgulama gereğini duydum.”
Yazar, tarihi Asi Roma Köprüsü ile ilgili şu bilgileri veriyor: “Antakya’da İsa’dan sonra 281 yılında Roma İmparatoru Diocletianus tarafından yaptırılan Asi ırmağı üzerindeki Antakya Roma Köprüsü, 1970-1972 döneminde, Amik Gölü’nün “drenajı” ve kurutulması ile yükselecek Asi’nin su debisini düşürmek için DSİ tarafından yıkılmıştır.”
Bu köprünün yıkılma aşamasında yan tarafına ahşaptan bir köprü yapılmıştı. O tahta köprüden geçtiğimi hatırlıyorum. O tarihte ben Kurtuluş Ortaokulu birinci sınıfta okuyordum. Habib Neccar Camiinin karşısında bir evde oturuyor, Çinçin denilen otobüslerle Kortuluş Ortaokulu’na gidip geliyordum.
Yazar, yıkılan Roma Köprüsü ve kurutulan Amik Gölü ile ilgili olarak şu tespitte bulunuyor: “Eğer kültürel birikim olsaydı, üniversite mezunları, ne Roma Köprüsü’nü yıkardı, ne de Amik Gölü kurutulurduı.”
Yazdığı kitapla bir döneme ışık tutan Sayın Prof. Dr. Şerefittin Canda’ya teşekkürlerimi, takdirlerimi sunuyorum. Daha nice güzel eserler vermesini temenni ediyor, sağlıklı ve huzurlu bir ömür diliyorum.



