Kırıkhan Olay Gazetesi

BELEN Akdeniz’e Açılan Kapı

BELEN Akdeniz’e Açılan Kapı
A.VASİ KÖSE
A.VASİ KÖSE( avasikose1@gmail.com )
09 Mart 2020 - 8:33

Yaz aylarının bunaltıcı sıcaklarında, hem şehir yaşamını, hem de yayla havasını tatmak isteyenlere Belen kucağını açar. Havanın en güzel olanı, oksijenin en bol, ılık Akdeniz melteminin gün boyu estiği Belen; size sunduğu doğal güzellikler yanında, beslenmenize ve damak lezzetini ze de hitap eder. Etin en tazesi, sebzelerin ve meyvelerin en seçilmişleri şehrin ana caddelerinde sağlı sollu uzanan küçük bakkal, manav ve kasap dükkânlarındadır. Siz Amik Ovası’ndan ya da körfez sıcağından kaçarak bunaltıcı yaz akşamlarını serin bir havada geçirip, buz gibi meyvelerinizi yerken derin bir uykuya dalarsınız. Yıllar önce beyaz badanalı şirin evlerin üst üste yığılmışçasına belli bir ahenkle iki tepeyi süsleyen görünümü, Demir Çelik Fabrikası’ndaki işçilerin buraya yerleşmesiyle gittikçe değişmiş, bir-iki katlı evlerin yerini çok katlı apartmanlar almıştır. Belen artık bir yazlık kasabası değil, yaz ve kış aylarında oturulan bir şehir halindedir. Hani şu meşhur seyyahımız, leyleği havada görmüş, tatlı dilli, güler yüzlü ve gittiği, gezdiği her yere güzel bakmaya gayret eden Evliya Çelebi, 1648 yılında Belen’den geçerken düşüncelerini Seyahatname’sinde şöyle anlatır; “Havanın ve suyun letafetinden olsa gerek insanların yüzü alpençedir, sokakları gayet dardır.” Bugün yollar yine dar, evler bitişiktir. Dar sokaklardan tepelere doğru daracık merdivenlerden tırmanarak iki tepenin en yukarılarına çıkarsınız. İnsanların yaz ve kış aylarında mevsimleri mevsim gibi, yani kışı kış, yazı bahar gibi yaşadıkları Belen, Yavuz Sultan Selim tarafından 1516 tarihinde Mercidabık Savaşı ile Osmanlı topraklarına katılmıştır. O tarihe kadar “Bab-ı İskenderun”, “Maziku Bagras” adıyla anılan, İskele yani liman kenti İskenderun – Payas île Halep arasında yer yer 2000 metreye kadar yükselen bu dağ silsilesinin tek geçit yeri olan Belen, Kanuni Sultan Süleyman tarafından Derbend-i Cebel-i Barkesman İskenderun” diye adlandırılmış ve Hatay’da ilk iskan gerçekleştirilmiştir. Buraya Kayseri bölgesinden 65 aile daha getirilerek iskan edilmiş, sonraki yıllarda Adana Sancak Beyi Gazi Abdurrahman Paşa yeni aileler yerleştirerek ismini de “Beylan” olarak kayıt altına aldırmıştır. Osmanlı’nın iskanı ile birlikte gelişen, arazisinin yokuş ve engebeli olması nedeniyle “iki tepe arasındaki geçit” anlamına da gelen Beylan hızla büyümüş, Hac yolunda kervanların kalıp barınması ve mola vermesi amacıyla Kanuni Sultan Süleyman tarafından bir Kervansaray, hamam ve cami yaptırılmıştır. Bugün Kanuni Sultan Süleyman Kervansarayı, elli dükkân (çoğu yerini beton binalara terk etmiş), tam karşısında yeni restore edilen hamam ve hemen bitişiğinde restore edilmeye başlanan cami dimdik ayakta durmaktadır. Orijinaline uygun restore edilmeye başlanan caminin tamamlanmasıyla Belen’in eski tarihi dokusuna yeniden kavuşacağını düşünüyorum. Restore edilip, işletmeye açıldıktan sonra Ayşe Barutçu hanımın usta elleriyle, 1200 metrekarelik kapalı alana sahip Kervansaray’ı gelecek yıllarda Belen’in gerçek anlamda simgesi haline getireceğini ve burayı tam bir sanat ve kültür – alışveriş merkezine dönüştüreceğine inanıyorum. Belen, İstanbul – Mekke arasındaki en önemli duraklardan biri ve tarihî İpek Yolu’nun geçtiği bölgedir. Zamanla İskenderun limanının, ihracat ve ithalatın da etkisiyle ticaret ve el sanatlarına yatkın Ermeni ve Rumlar’ın da yerleştiği bîr şehirdir. Flatay’ın Anavatan’a katılımı ile bu bölgede yaşayan gayri Müslimler, sahile İskenderun bölgesine inmişlerdir. Uzunca bir süre kaza merkezi iken nahiyeye dönüştürülünce önemini yitirmişse de, son yirmi yılda özellikle Amik bölgesindeki aşırı sıcaklar neticesinde göç almaya başlamıştır. Bugün Belen, bozulan tarihi dokusuna rağmen cazibe merkezi olarak önemini sürdürmektedir. Belen’in Şehitlik anıtım görmeye giderken, içinizden bildiğiniz bütün duaları okuyun. O kahramanların bıraktığı aziz vatan toprağının ne denli önemli olduğunu daha iyi hissedin. 1914 yılında OsmanlI’nın Almanlarla yaptığı anlaşma gereği, Almanya’dan getirilen serum ve ilaçlar, burayı koruyan 41. Fırka askerlerinden 1500 kadarının ölümüne neden olur. 41. Fırka’da görevli Ermeni Doktor Hintilyan ile Çil Garabet ölümlerden sorumlu tutulur. Fransız işgal yıllarında Hintilyan intihar eder. Fırka Komutanı Musa Kazım Bey’in girişimleriyle yapılan şehitliğin bugünkü hali içler acısıdır. Belen tarihinin aydınlanmayan sayfasındaki 41. Fırka’daki ölen 1500 asker için yapılan anıt, son olarak 1981 yılında bakımı yapılmasına rağmen kelimenin tam anlamıyla acınacak durumdadır. Mermer anıtı üzerinde; “Başlayan harb-i umumide vatan ve millet için feda-i can eden 41. Fırka kahramanları burada medfundur” yazan şehitlikten ayrılırken, Anzakların binlerce km uzaktan gelerek Çanakkale’de yaptıkları Şafak Ayînî’ni düşündüm. Ben utandım. Biz utandık. Belki Belenliler de utanır. Çırtımanlı çetelerden Deli Balta’nın tek başına işgalci Fransız askerlerine karşı direnip, anıt önünde vurulmasını anımsadım. Bir toplum 90 yılda nasıl değişir, siz anlayabildiniz mi? Göçmen kuşların en önemli geçiş noktalarından biri Hatay’dır. Belen Geçidi ise Türkiye’nin ve dünyanın sayılı göç darboğazlarından biridir. Yılda yaklaşık 500 bin göçmen kuş Belen üzerinden geçerek, bir zamanlar Amik Gölü olarak bilinen bölgede konaklar, oradan da Nil deltasına doğru giderlerdi. dünyanın sayılı göç darboğazlarından biridir. Yılda yaklaşık 500 bin göçmen kuş Belen üzerinden geçerek, bir zamanlar Amik Gölü olarak bilinen bölgede konaklar, oradan da Nil deltasına doğru giderlerdi. Karacaoğlan bir şiirinde yeşilbaşlı gövel ördeğin göle karşı uçup gitmesini, telli turnanın sökün gelmesini anlatması boşuna değil. Bu bölge, özellikle Belen; göçmen kuşların kuzeyden güneye, güneyden kuzeye göçlerinin önemli duraklarından biridir. Bu yönüyle bile turizmde önemli bir paya sahip olabilir. E-91 yolunun, otobanın son durağı olan Belen girişinde, eski yol ile otoban arasında kalan bölgede Gazi Abdurrahman Paşa’nın türbe – mezarı bulunur. Belen’in gelişmesine en büyük katkıyı veren Adana Valisi Abdurrahman Paşa’nın türbe – mezarının orada olması, gözlerden ırak, çevresinde işaret ve benzeri bir levhanın bulunmayışı da ayrı bir ayıptır. Hadi çeşitli nedenlerle Türbe – mezarın önü, sağı solu beton yığınlarla çevrildi. Beyler, ağalar, paşalar! Bu adam öyle sıradan biri değil. Belen’i Belen yapan, Belen’e nam katan, isim veren bîr zattır. Burada medfundur. Yahu, en azından çevresini şöyle aydınlatalım, tabelalar koyalım, ne bileyim bir şeyler yapalım…

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.