Kırıkhan Olay Gazetesi

Tarihin derinliklerinde saklı bir gizem Kalaobası (2)

Tarihin derinliklerinde saklı bir gizem Kalaobası  (2)
08 Ekim 2019 - 8:18

 Sağırların sessizliğini ortadan kaldırmaya çalışan, başaramayan, ama her gün yeni bir özelliğe kavuşan telefonla birbirinden binlerce kilometre uzaktaki insanların birbirlerini duymalarını sağlayan Graham Bell bir yazısında diyor ki: “Hiçbir zaman yolculuk edilen yoldan yürüme, çünkü o seni sadece diğerlerinin olduğu yere götürür.” Biz de Hatay Keşif Dergisi olarak, hep bizden önce buraları gezen, gören, bilen insanların yolundan gitmemeye, farklı, sorgucu ve bir o kadar da merakla dolaşıyoruz, geziyoruz. Bazen aynı yere birkaç kez gittiğimiz oluyor. Bu sefer de öyle yaptık. Sıcak bir Temmuz sabahı Antakya’ya dinlenmek için gelen Mehmet’i çağırdım. Geldi. Bu sefer Kalaobası köyünden Orhan Umur’u bekledik sıcakta. İki saat gecikmeyle de olsa geldi. Kalaobası köyüne gidecek ve daha önce çıkmayı başaramadığımız tepeye tırmanacağız. Yeri tarihçiler tarafından bilinmeyen Yarga şehrinin kalıntılarını arayacağız; belki de keşfedeceğiz. Sıcak arttıkça Mehmet terliyor. Ben günlerdir yan gelip yatmanın sıkıntısını, stresini atmaya kararlıyım. Ne tansiyon umurumda, ne de ameliyat ağrılarım. Bu 200 dekarlık tepeyi illa ki göreceğim. Orhan ev sahibi olarak en önde, yanımda Coğrafyacı Zekeriya Okçu. Mehmet ise fotoğraf çekiyor arkamızdan gelerek. Güneş yakıyor. Yapay temel duvarları. Kararmış, eskimiş ve tarihle hemhal olmuş bir mekândayız. Tepenin doğu kanadında taraçalar halinde kat kat yükselen toprakla kapanmış yerleri gördükçe daha yukarılara çıkıyoruz. Zirveye çıktığımızda artık ne bende derman kaldı yürüyecek, ne dizlerimde. Zekeriya Okçu vakit namazını bir kıyıda eda ederken biz çevreyi incelemeye devam ettik. Taraçalar, odacıklar, mini mini, ortası toprakla dolu düz alanlar. Kafamda bin bir soru, Burası kaç yüzyıllık. Roma, Bizans dönemi kesin. Toprak üzerinde kırılmış kiremit parçaları. Duvarlarda kullanılan taşlara dokunmuyoruz. Fotoğraflarını çekiyoruz. O bilgileri Müzeye ve Üniversiteye aktaracağız. Burada hangi döneme ait, hangi uygarlığa ait yaşam belirtileri varsa incelensin. Tepenin zirvesinden bakılınca buradaki göl alanının ne kadar geniş bir alanı etkilediği açık seçik ortaya çıkıyor. Batı ve kuzey taraftaki kayalıklar, çıkılması neredeyse imkânsız. Manza-ra muhteşem. Amanoslar, Mığır, Akkaya, Amik Ovası’nın kuzey düzlüğü. Tepenin doğu yakasından baktığımızda Suriye sınırındaki tepeler, zeytinlikler görünüyor. Adı ister Gölbaşı gölü, ister Balıklı Göl olsun. Aşağıda mağrur ve sakin akıp duruyor. Kurumamak, kurutulmamak için elinden geleni yaparken, küçük teknelerde balıkçılar karabalık yakalamak için uğraşıyor; göl ile bulunduğumuz tepe arasındaki sazlıkta hayvanlar dolaşıyor. Orhan anlatıyor, ben dinliyorum. Zekeriya ile Mehmet taşların, kayaların oluşumu ile ilgili derin bir muhabbette. “Burada bir mağara var” diyor Orhan Umur. Buradan aşağı zorlukla inilirmiş. Bir rivayete göre ta suyun bulunduğu mağaralara kadar gidilirmiş. Bizde o cesaret nerde? Cüzdan eskimiş artık, bakmaya bile korkuyorum o mağaradan aşağıya. Kalaobası köyünün su deposunun bulunduğu yerden köye bakıyoruz; başım dönüyor. Karşıda duvarı andıran izler var. Mehmet çekiyor fotoğrafları… Aşırı sıcaktan nefesimiz ve suyumuz tükenmiş, açlığımız ise had safhadaydı. Bereket versin ki, cep telefonu denen bir alet vardı. Orhan köydeki ablasını arayıp, yemek hazırlamasını tembih etmişti. Zorlukla çıktığımız tepeden iniş daha kolay oldu. Orhan’ın ablasının evine gittiğimizde yediğimiz muhteşem yemek ve buz gibi bir ayranla kendimize geldik. Kamberlikaya, Kalakamberli veya halk dilinde Kalaobası köyü; Kırıkhan merkezine 23 km uzaklıkta, Suriye ile sınır bir köy. 200, 250 nüfuslu, geçimini hayvancılık ve çiftçilikle sağlıyor. Balıkçılık ve avcılık köylülerin hobileri arasında önemli bir yer tutuyor.

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.