BİR KARAKTER ABİDESİ HÜSEYİN NİHAL ATSIZ
BIST 100
14.442,56 0,92%
DOLAR
45,1803 -0,01%
EURO
53,1880 0,29%
GRAM ALTIN
6.650,42 -0,98%
FAİZ
41,22 0,76%
GÜMÜŞ GRAM
107,23 0,03%
BITCOIN
77.679,00 1,59%
GBP/TRY
61,6766 0,24%
EUR/USD
1,1763 0,27%
BRENT
111,12 0,65%
ÇEYREK ALTIN
10.873,44 -0,98%
Hatay Kapalı
Hatay hava durumu
27 °

BİR KARAKTER ABİDESİ HÜSEYİN NİHAL ATSIZ

adil-cetin

Hüseyin Nihal Atsız, ömür boyu Türklük uğruna kalemiyle mücadele eden, sürgüne gönderilen, tutuklanan, görevinden alınan, Türkçülüğün bayraktarı, fikir adamı, yazar, şair, romancı, bilgin ve öğretmen olarak yaşadı ve geride çok sayıda eser bıraktı. O her şeyden önce yılmaz bir dâva adamı, ülkücü yönü ile kavgacı bir şahsiyetti. Dergiciliği de çetindir. Egemen güçlere karşı eğilmeden, bükülmeden inandıklarını haykıran bir karakter abidesiydi.
Hüseyin Nihal Atsız, Ziya Gökalp’ten sonra Türk milliyetçiliği fikir hayatına yazılarıyla, çıkardığı dergiler ve yazdığı kitaplarla yön veren insandır. 12 Ocak 1905 tarihinde İstanbul’da doğdu. Babası Gümüşhaneli Güverte Yüzbaşısı Mehmet Nail Bey, annesi ise, Trabzon’un Kadıoğlu eşrafından Fatma Zehra Hanım’dır. Yüksek Öğretmen Okulu Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitiren Atsız, bir süre hocası Prof. Fuat Köprülü’nün asistanlığını yaptı. Ardından Malatya, Edirne ve İstanbul’daki çeşitli okullarda edebiyat öğretmenliğinde bulunan Hüseyin Nihal Atsız, bu dönemlerde ileride fikir ve siyaset hayatında etkili olacak birçok Türk milliyetçisinin yetişmesini sağladı.
Hüseyin Nihal Atsız, mücadelesini çıkardığı dergilerle sürdürürken, 1932’de Atsız Mecmua’yı, 1933’te Orhun’u, 1950’de Orkun’u ve 1964’te de Ötüken’i çıkardı.
Atsız, Türk tarihi ve edebiyatı için çok güzel eserler bırakmıştır. Kitapları hâlâ tazeliğini korumakta ve baskı rekorları kırmaktadır. Bozkurtlar romanı yüz ellinci, Ruh Adam romanı doksan altıncı, Deli Kurt romanı doksan ikinci, şiir kitabı Yolların Sonu ise otuz sekizinci baskısını yapmıştır. Makalelerinin bir kısmını da Türk Ülküsü adlı kitabında topladı. Kitaplarıyla Türk gençliğinin milli şuura sahip çıkmasını sağladı. Daha başka kitapları da bulunmaktadır. 11 Aralık 1975’te vefat etti.
Hüseyin Nihal Atsız, “tek parti dönemi”nin yanlış uygulamalarına karşı da kalemiyle mücadele verirken çeşitli defalar kasıtlı yargılamalarla cezaevine düştü.
Hayatında ölümden başka hiç kimseye boyun eğmeyen Hüseyin Nihal Atsız, İsmet İnönü’nün “tek parti-tek şef” yönetimi sırasında komünistlerin, Türk Milli Eğitimi’ne sinsice sızdığını fark edince, zamanın Başbakanı Şükrü Saraçoğlu’na iki açık mektup yazarak bunları afişe etmesi üzerine iktidarın hışmına uğradı. Cumhurbaşkanı ve millî şef İsmet İnönü, bütün Türkçüleri toplatıp “Turancıdır” suçlaması ile mahkemeye sevk etti. Atsız, o zaman “tabutluk” diye tabir edilen nezarethanede günlerce arkadaşlarıyla birlikte işkence gördü.
İtalyan faşizmine sempati duyulduğu, Alman Nazizm’ine methiyeler yazıldığı, Rus komünizmine kur yapıldığı bir dönemde ortaya koyduğu Türkçü mücadele ile bir kahramanlık destanı yaratan Hüseyin Nihal Atsız, mahkemeler, tabutluklar, zindanlar, sürgünler ve mahrumiyetlerin oluşturduğu bir abide hayatıyla Türkçülük tarihinde yüce bir Türk şahsiyeti olarak bugünün ve yarının Türk nesillerinin yollarını aydınlatmaktadır. Her nesil ona bakarak Türk’ün meselelerine Türk gözüyle bakışın metodunu öğrenecektir. Türk milleti, Atsız’ın Türklüğe adanan yetmiş yıllık hayatında, inanmışlığı, cesareti, kahramanlığı ve mücadele azmini görecektir.
Ziya Gökalp’in cenaze töreninin yapıldığı günün gecesi Türkçülük fikrine düşman öğrencilerle kavga ettiği ve daha sonrasında ise aralarında bir takım problemler geçen Arap asıllı Bağdatlı Mesut Süreyya Efendi adlı bir mülazım (teğmen)’ın kasıtlı bir şekilde ve gereksiz bir yerde istediği selâmı vermediği için, 4 Mart 1925 tarihinde 3. sınıf talebesiyken Askeri Tıbbiye’den çıkarılmıştır.
Görevli olduğu üniversiteden çıkarılmasından birkaç gün sonra Atsız, Edebiyat Fakültesi’nin Dekanını Tokatlıyan’daki bir çayda yakalayıp yüzlerce kişinin önünde tokatlamıştır.
Atsız, 1931 yılında Dârülfünunun felsefe bölümünden mezun olan ilk eşi Mehpare Hanım ile evlenmiş, ancak 1935 yılında ayrılmıştır. Şubat 1936 tarihinde ikinci eşi olan Bedriye Hanım ile evlenen Atsız’ın bu evlilikten 4 Kasım 1939 tarihinde Yağmur ve 14 Temmuz 1946 tarihinde de Buğra adlı iki oğlu olmuştur. Atsız Bey, ikinci eşi Bedriye Atsız’dan da Mart 1975 tarihinde ayrılmıştır.
II. Dünya Savaşı sıralarında yerli komünistler faaliyetlerini olağanüstü artırdıkları halde, resmî makamlar bu aşırı hareketlere karşı tedbir almak yerine, seyirci kalmaktaydılar. Atsız, ilgilileri uyarmak için Orhun’un Mart 1944’te yayınlanan 15. sayısında, devrin Başbakanı Şükrü Saraçoğlu’na hitaben bir açık mektup yayınlamıştır. Atsız, bu açık mektupta, Marksistlerin artan faaliyetlerini belirtmekteydi. Aynı zamanda, Orhun dergisi kapatılmadığı takdirde bir sonraki sayısında bu aşırı faaliyetlerin belgeleri ile birlikte örneklerini vereceğini bildiriyordu.
Atsız, Orhun’un kapatılmaması üzerine, Nisan 1944’te yayımlanan 16. sayıda, Giritli Ahmed Cevad Emre, Pertev Naili Boratav, Sabahattin Ali ve Sadrettin Celâl Antel’in Marksist faaliyetlerini açıklayarak devrin Millî Eğitim Bakanı olan Hasan Ali Yücel’i istifaya çağırmıştır. Bu ikinci açık mektup, yurt içinde büyük bir millî galeyana sebep olmuş, başta İstanbul ve Ankara olmak üzere birçok şehirde, komünizm aleyhinde gösteriler yapılmaya başlanmıştır.
Atsız, 1950-1952 yıllarında yayımlanan haftalık Orkun dergisinin başyazarlığını yaptı. 1962’de kurulan Türkçüler Derneği’nin genel başkanlığını üstlendi. 1964’ten vefatına kadar Ötüken dergisini yayımladı.
Atsız, Ötüken’in Nisan 1967’de yayınlanan 40, sayısından itibaren “Konuşmalar, 1” (Sayı 40), “Konuşmalar, II” (Sayı 41), “Konuşmalar, III” (Sayı 43), “Bağımsız Kürt Devleti Propagandası” (Sayı 43), “Doğu mitinglerinde perde arkası” (Sayı 47) ve “Satılmışlar-Moskof uşakları” (Sayı 48) adlarıyla yayınladığı seri makalelerinde, bölücü Marksistlerin Doğu bölgelerimizde yaptıkları gizli çalışmaları açıklamıştı. Bu makaleler hakkında savcılıkça soruşturma açılmıştır. Savcılığın yaptığı ilk soruşturmada Atsız’a hiç bir suçlamada bulunulamamıştır.
Ancak bu yazılar üzerine, Ankara’daki bölücü kuruluşlar tarafından Atsız aleyhine hazırlanmış ayrılıkçılığı ilan eden bildiriler sokaklarda dağıtılmış ve aynı günlerde Adalet Partisi’nin bir Diyarbakır Senatörü, senato kürsüsünden Atsız aleyhine ağır bir konuşma yapmıştır.
1913 yılında Süleymaniye Camii külliyesinde “Evkaf-ı İslâmiye Müzesi” adıyla kurulan Türk ve İslâm Eserleri Müzesi’nin kurucusu, Türk yazar, tarihçi, edebiyat tarihçisi, müzeci ve mutasavvıf İbnülemin Mahmut Kemal İnal’ın tarifi ile “Atlıyı atından indirecek derecede şiddetli yazılar yazan” Atsız, ateşli ve keskin bir üsluba sahip olması yanında, özel hayatında sakin, kibar, mülâyim, nüktedan ve şakacı idi. Kendisinden kaç yaş küçük olursa olsun herkese “Bey” diye hitap ederdi.
Hüseyin Nihal Atsız’ın hayatı da 1933 yılında yazdığı “Kahramanlık” şiiri gibidir. Bu şiirin ilk dörtlüğü şöyle:

“Kahramanlık ne yalnız bir yükseliş demektir,
Ne de yıldızlar gibi parlayıp sönmemektir.
Ölmezliği düşünmek boşuna bir emektir;
Kahramanlık: Saldırıp bir daha dönmemektir.”

YORUM YAP

Yorum yapabilmek için kuralları kabul etmelisiniz.
Yeni bir yorum göndermek için 60 saniye beklemelisiniz.

Henüz bu içeriğe yorum yapılmamış.
İlk yorum yapan olmak ister misiniz?

jojobet girişJojobetMadridbetMadridbetGrandPashabetkatlamatbetCasibom GirişMarsbahis GirişCasibom GirişholiganbetenbetHoliganbet Giriş