Kırıkhan Olay Gazetesi

3 MAYIS 1944 (3)

3 MAYIS 1944 (3)
M.ADİL ÇETİN
M.ADİL ÇETİN( adilcetin1@gmail.com )
06 Mayıs 2019 - 8:02

Dünkünün Devamı

“Geçen haftaki yazımdan sonra, beni arayanlar oldu.

(…) Üçüncü telefon İzmir’den:- ‘İsmim Turan Kekevi. Malatyalı’yım. 1929 doğumluyum. Emekli albayım. Atsız’ın yakın arkadaşlarındanım. Onun hakkında yazdıklarınıza tamamen katılıyorum. Atsız, hakikaten büyük adamdı. Müstesna bir şahsiyetti. Size bizzat şahit olduğum iki olayı anlatacağım:
1965 yılının ilk aylarıydı. Atsız’ın Maltepe’deki evine gitmiştim. Biz sohbetteyken, Sait Bilgiç, Faruk Sükan, Fethi Tevetoğlu da çıkıp geldiler. Faruk Sükan’la Atsız arasında şöyle bir konuşma geçti:
– Nihal Atsız Bey! Biz sizi, Balıkesir veya Manisa’dan milletvekili adayımız olarak göstermek istiyoruz! Kabul buyurur musunuz? Çeşitli sebepler yüzünden bu mümkün değil. Evvela seçime girmem için, benim beş bin lirayı gözden çıkarmam lâzım. Hâlbuki şu anda benim beş bitim bile yok! Çok teşekkür ederim…

  • Efendim sizden parti aidatı almayacağız. Diğer masraflar için de bir endişeniz olmasın Seçime girdiğim takdirde kaybedebilirim! Bazı kişiler, bunu basınımızda Türkçülüğün kaybı gibi göstermeye başlarlar. Seçim yüzünden dâvâmın zarar görmesine gönlüm razı olmaz ki.
  • Seçim kaybınız söz konusu değildir. Çünkü biz sizi liste başında göstereceğiz. Balıkesir ve Manisa AP olarak kuvvetli olduğumuz yerler. Yüzde yüz kazanacağımı bilsem bile, siyasete girmek istemiyorum. Bakın neden? Diyelim ki seçime girdim ve kazandım. Yarın Meclis’te muhalefetle aranızda bir çekişme olur. Sözgelişi muhalefet, beş kere beş yirmibeş eder diye tutturur. Siz de hayır yirmialtı eder diye itiraz edersiniz. Oylama için grup kararı alırsınız. Benim de grup kararına uymamı istersiniz. Kürsüye çıkar derim ki vallahi muhalefet haklı. Beş kere beş yirmialtı değil, yirmibeş eder! O zaman benim yüzümden partiniz müşgül duruma düşer. Beni mazur görün!
    Turan Kekevi diyor ki, ‘Türkiye’de acaba kaç kişi, cebinde beş biti, yani beş kuruşu olmadığı halde, böyle bir teklifi red etmek asaletini gösterebilirdi? Atsız hakikaten bir karakter abidesiydi.Turan Kekevi devam ediyor: ‘Bedriye hanım, iki oğlunu yanına alarak Almanya’ya gitmişti. Atsız Maltepe’deki evinde bir başına kalmıştı. Numan Esin, ona Kaniye isimli bir evlatlık bulmuştu. Bir gün Atsız’ı ziyaretine gittim. Gördüm ki pantolonun diz kısmı çok berelenmiş. Çok müteessir oldum. Dedim ki:- Aziz efendim bu böyle olmuyor. Eşiniz ve çocuklarınız Almanya’da. Siz burada yapayalnızsınız. Müsaade ederseniz Almanya’ya gitmek Bedriye hanımı alıp buraya getirmek istiyorum!
    Yerinden kalkıp kitaplığına gitti. Oradan, Bedriye hanımın bir mektubuyla döndü. Mektubu açıp okudu. Bedriye hanım diyordu ki:- Nihat Atı alan Üsküdar’ı geçti. Başına gelmedik kalmadı. Sen hâlâ Altaylar’a doğru at sürmek istiyorsun. Bu dâvâdan vazgeç. Çık Almanya’ya gel. Burada yaşayalım!
    Bu satırları okuduktan sonra üzgün bir sesle dedi ki:
  • Bedriye böyle yazıyor. Acaba Nazım Hikmet, bana böyle bir teklifte bulunabilir miydi? Şimdi istiyorsan git bakalım Almanya’ya!
    Sustum ve hiçbir şey söyleyemedim. Atsız hiç eğilmedi. Büyük çilelerle yaşadı. Ama yılmadı, dönmedi, eğilmedi. Hep er kişi olarak kaldı.” (Yavuz Bülent BAKİLER, 8 Şubat 2005, Tercüman gazetesi).
    Hüseyin Nihal Atsız, mücadeleci ve fikrî derinlik sahibi, taviz vermeyen bir karakter taşımıştır. Tam anlamıyla bir idealist idi. Onun içindir ki, hiçbir devrin “makbulü” olamadı. Hayatı boyunca “merde” de “nâmerde” de muhtaç olmadı ve tenezzül de etmedi. Gerçek bir “Türk” gibi yaşadı ve “öldü”.
    “Ülkücünün ölümü güneşin bir daha doğmaması gibidir.” (Alişan SATILMIŞ).
    “Bir kahraman kazığa çakılarak öldürülmüş olabilir, ama uğrunda öldüğü inanç zihinlere çakılmış olur.” (Samuel SMİLES).
    “Türk’ün düşmanı çoktur ama Türk’ü korumak isteyenin düşmanı daha çoktur.” (Ebul Gazi Bahadır Han).
  • * *
    “Türk milliyetçiliğinin beş aşaması var. ‘Tanrı! Türkçe konuşulan, Türk’e yurtluk etmiş olan yerleri kıyamete kadar Türk’ün hükmü altında bırak!’ diyen Oğuz Kağan Destanı ve M.Ö. 209-174 yılları arasında hükümdarlık yapmış olan Hun İmparatoru Mete Han döneminde, ‘başlangıç aşaması’. Gaspıralı İsmail Bey’in 1883 yılında Kırım’da, ‘Dilde, fikirde, işte birlik’ ilkesiyle Tercüman Gazetesi’ni çıkarmaya başlaması, ‘fikir alanına çıkma aşaması’…
    Büyük Türk sosyoloğu Ziya Gökalp’in 1922 yılında ‘Türkçülüğün Esasları’nı yazmasıyla ‘sistemleşme ve ideolojileşme aşaması’ Büyük Türkçü ve Türk milliyetçisi Nihal Atsız’a destek veren milliyetçi üniversite gençlerinin 1944 yılında Ankara’da ilk kez gösteri yapmaları ile ‘söylemden eyleme geçiş’ ya da ‘teorinin harekete dönüşmesi aşaması’… Alparslan Türkeş’in, 1969 yılında adı Milliyetçi Hareket Partisi’ne dönüştürülecek olan Cumhuriyetçi Köylü Partisi’ne 1965 yılında girerek genel başkan seçilmesi ile ‘siyasallaşma aşaması’…” (Sırrı Yüksel CEBECİ, 3 Mayıs 2006, Tercüman gazetesi).
  • * *
    Kimsenin Türk milletini sevmek mecburiyeti yoktur. Ancak, Türk vatanında vatanın asli sahibi olan Türk’e saygı duymak mecburiyeti vardır. Vatanla temasları sadece ayakları ile olanlar vatan sevgisini, aşkını bilemezler.
    Kendisini Türk milletinin bir ferdi hissetmeyenler, Türk milletini yönetmek gibi bir sorumluluğun altına girmesinler. Bu sorumluluğun altına girmeye hazır yeteri kadar Türk evladı vardır. Türk milleti kendisinden beslenenlerin ihanetine, kendi beslediklerinin gafletine rağmen büyük değerlerini milliyetçilerin sayesinde korumuşlardır.
    Türkiye’deki İranlı öğrenciler çok uzun yıllardan beri Üniversitelerimizin Farsça bölümünde öğretim görürken, Tahran’daki Üniversitelerde Türkçe bölümün açılmasına dahi izin vermiyorlar. Çünkü 25 milyon Azeri Türkü’nün şuurlanmasından korkuyorlar. Aynı soydan, aynı kökten gelen insanların içtimai birliğinden hiç kimse gocunmamalıdır. İşte Arap Birliği, Slav Birliği, Afrikalı’lar Birliği… Almanya’nın utanç duvarlarını kaldırarak birliğini tesis ettiğini gördüğümüz halde biz niye birlikten kaçalım?
    1995 yılı Haziran ayında Rusya devlet televizyonlarından bir röportaj ekibi Türkiye’ye gelir. Dışişleri ile KKTC Cumhurbaşkanı Sayın Rauf Denktaş ve Miraç Demirbaş ile TV mülakatı yaparlar. Rus TV’nin editörü Bayan Helena Masyuk şaşırtıcı sorular sorar. Özetle, “Rusya hükümeti, Türkiye’de MHP’nin iktidara gelmek üzere olduğuna inanıyor. Bozkurtların partisi, hükümet olduğu takdirde Rusya’nın Orta Asya’daki Türk Cumhuriyetleri üzerindeki nüfuz ve etkinliğine son vereceğinden endişe ediliyor. Rusya Hükümeti endişe içindedir.” diyor. Şimdi düşününüz, Türk milliyetçileri olarak yıllarımızı “Tam isabet” yaşamamış mıyız Bu görüşmeden sora yapılan Milletvekili Genel Seçimlerinde MHP’nin meclis dışında kalması ile Moskova rahatlayarak emeline ulaşmıştır. Bizim “içimiz”le oynamalarını istemiyorsak, oralardaki “bize” ait unsurları iyi bilmemiz ve sahip çıkmamız gerekir. Bu bir millî mecburiyettir.
  • * *
    Alparslan Türkeş, 30 Nisan 1976 tarihli Millet gazetesinde 3 Mayıs hakkında şunları yazıyor:
    “3 Mayıs, milliyetçilerin komüniste karşı DUR! diyen toplu hareketidir.
    3 Mayıs, Türk milliyetçilerinin bayramıdır.
    3 Mayıs, bundan otuz iki yıl önce idealist ve vatanperver bir grubun, o devrin dikta rejimine karşı başlattığı kutsal gayeli bir hareketin ilk adımıdır.
    3 Mayıs, Türk milliyetçilerinin yeni bir hamleye girişmesinin başlangıcıdır. 3 Mayıs, Türk milletini ilimde, maneviyatta, teknikte en yükseğe çıkarma hamlesidir.3 Mayıs, Türk milliyetçilerinin yabancı kültüre ve yabancı ideolojilere karşı baş kaldırmasıdır. 3 Mayıs, kendi milli kültürümüzü çağdaş gelişmelerle yeniden yoğurma hareketidir.
    3 Mayıs, Ülkücülük hareketinin dönüm noktasıdır.
    3 Mayıs, Türk milliyetçilerinin, Türk milletinin varlık davasında çektikleri ızdırabın, elemin, gözyaşının ifadesidir.
    3 Mayıs, Türk milliyetçilerine yalan ve iftiralarda bulunanların kendi iftira ve yalanlarıyla boğulduğu gündür.
    3 Mayıs, büyük milletimizin ebediyete kadar yaşayacağına inanan Türk milliyetçilerinin yeniden doğuşudur.
    3 Mayıs, Türk milliyetçilerinin bayraklaşan hareketidir.
    3 Mayıs, Milliyetçi Türkiye’nin kuruluşunda temel taştır.
    Yarının Büyük Türkiyesi bu şuur ve azimle kurulacaktır. 3 Mayıs 1944’den bu yana otuz iki yıl geçti. Türk milliyetçileri bugün bir çığ gibi büyüyor. Yurdun dört bir yanındaki Ülkücü ve Milliyetçi kadrosuyla, Türk milletinin hizmetinde; onu ilimde, teknikte, ahlakta dünyanın en ileri seviyesine getirmek gayesi taşıyor.
    3 Mayıs, bütün Türk milliyetçilerine kutlu olsun.”
  • * *
    3 Mayıs Türkçüler-Milliyetçiler Bayramı’nı gönülden kutlarken, tarihimizin dönüm noktasını oluşturan 3 Mayıs kahramanlarını saygıyla selâmlıyorum.
    Düşünceleri fikriyatımız, yaptıkları fiiliyatımız olsun.

TOPAL ASKER
Ey saçları “alâgarson” kesik hanım kız!
Gülme öyle bana bakıp sen arsız arsız!

Bacağımla alay etme pek topal diye.
Bir sorsana o topallık nerden hediye?

Sen Şişli’de dansederken her gece, gündüz,
Biz ötede ne ovalar, çaylar, ne dümdüz

Yayları geçtik, karlı dağları aştık;
Siz salonda dansederken bizler savaştık.

Ey dudağı kanım gibi kıpkırmızı kız,
Gülme öyle bana bakıp sen arsız arsız!

Olan işler dımağını azıcık yorsun!
Biliyorum elbisemle eğleniyorsun:

Biliyorum baldırını okadar nazla
Örten bir tek ipek çorap kıymetçe fazla

Benim bütün elbisemden… Hatta kendimden…
Biliyorum: Çünkü bugün şu dünyada ben

Neyim? Bir hiç… İşe güce yaramaz, topal…
Sen ey dışı güzel, fakat içi çamur kız!

Çünkü orda düşmanlarla boğuşurken biz
Siz muhteşem salonlarda şarap içtiniz!

Ey gözünün rengi bana yabancı güzel,
Her yolcunun uğradığı ey hancı güzel!

Sen yabancı kucaklarda yaşarken her gün
Yapıyorduk biz de kanla, barutla düğün.

Sen o sıcak odalarda cilveli, mahmur
Dolaşırken… Biz de tipi, fırtına, yağmur,

Kar altında kanlar döktük, canlar yıprattık;
Aç yaşadık, susuz kaldık, taşlarda yattık.

Sen açılmış bir bahardın, biz kara kıştık;
Bizden üstün ordularla böyle çarpıştık…

Gülme öyle bana bakıp pek, arsız arsız
Sen ey dışı güzel, fakat içi çamur kız!

Sana karşı haykıranı, mecbursun, dinle;
Bugün hesap göreceğiz artık seninle:

Ben cephede geberirken, geride vatan
Aşkı ile bin belâlı işe can atan

Anam, babam, karım, kızım eziliyorken
Dağlar kadar yük altında… Gel, cevap ver, sen

Bana anlat, anlat bana siz ne yaptınız?
Köpek gibi oynaştınız, fuhşa taptınız!

Anavatan boğulurken kıpkızıl kanda
Yalnız gönül verdiniz siz zevke, cazbanda…

Ey nankör kız, ey fahişe unutma şunu:
Sizin için harbederken yedim kurşunu.

Onun için topal kaldı böyle bacağım,
Onun için tütmez oldu artık ocağım.

Nazlı nazlı yatıyorken sen yataklarda
Sallanarak ölü kaldık biz bataklarda.

Kalbur oldu süngülerle çelik bağrımız,
Bu amansız boğuşmada öldü yarımız,

Ya siz nasıl yaşadınız? Bizim kanımız
Size şarap oldu sanki… Şehit canımız

Göya sizin mezenizdi! Yiyip içtiniz;
Zıpladınız, kudurdunuz arsız, edepsiz!..

Gerçi salonlarda senin “yıldız”dı adın,
Hakikatte fahişesin ey alçak kadın!..

Ey allıklı ve düzgünlü yosma bil şunu;
Bütün millet öğrenmiştir senin fuhşunu.

Omuzunda neden seni fuzûlî çeksin?
…………………………………..
Kinimizin şiddetiyle gebereceksin!..
1926 Hüseyin Nihal ATSIZ

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.