Kırıkhan Olay Gazetesi

FENK DİYE BİR KÖY, 15 HANE 50 HORANTA

FENK DİYE BİR KÖY,  15 HANE 50 HORANTA
A.VASİ KÖSE
A.VASİ KÖSE( avasikose1@gmail.com )
09 Ağustos 2019 - 18:30

10 yıl önce Hatay Kültür ve Keşif Dergisini çıkarıyorduk. Erol İğde, Mehmet Tanrıverdi ile birlikte Temel olarak Hatay’ı alıp 90 sayı çıkarttığımız bir dergi. Dergide Kırıkhan’la ilgili yazılar yayınlamıştım. Birkaç gün önce sıcak bir havada Dernek merkezimizde oturuyorduk. TEMA Kırıkhan Temsilcisi Hüseyin Yolay ile Planladığımız Eko Turizm Projesi yol güzergâhını belirlemek için 10 km. lik kısa bir parkur için Fenk Köyüne gitmeyi planladık. Bana sürekli İhtiyar diye laf çarpan Musa Göçer’i de yanımıza alıp yola çıktık…

 

“Dağa tırmanırken, aracımızın varabileceği son noktanın gizemini hayal bile etmemiştik. Biz oradan Amik ovasının o muhteşem manzarasını seyredecek, sıradan dağ köylerinden birin de

Yaşamlarını sürdüren insanlarla tanışacak, hafta sonunu güzel anılarla, dolu dolu geçirecektik.

 

Kırıkhan’dan Delibekirli köyüne doğru rotayı çizdik. Delibekirli çayının kenarından Amanosların içlerine doğru gittikçe yükselen yolu takip ettik. Çamseki köyünün içinde geniş zikzaklar çizen yolda, her dakika biraz daha yükselen tepelere doğru devam ettik.

 

Kurtlu Sarımazı isimli küçük bir köyün içinden geçerek daha yüksek bir tepeye varacağımız düşüncesiyle çevreyi incelerken, arkamızda kalan Amik Ovası’nın, Kırıkhan’ın o muhteşem kaynaşmasını izledik. Hatay Valisi Muammer Ürgen’in 1960’lı yıllarda oluşturduğu ormanlık alanların kenti ve dağ eteklerini süsleyen çamların kokularını ciğerlerimize, yeşilin bütün tonlarını taşıyan manzarasını gözlerimize nakşettik.

 

600 – 700 metre yükseklikten mavi gökyüzünün parlak rengiyle, bereketli Amik Ovasının kaynaşmasını geride bırakıp daha yükseklere çıkmayı hedefliyoruz. Kurtlu Sarımazı köyünün son noktasına geldiğimizde bütün vahşiliği ve bakirliği ile, kıvrım kıvrım yüzlerce metre aşağıya doğru inen bir vadiyi şaşkınlık, biraz korku, biraz da ürkerek seyrettik. Jeologumuz Mehmet Tanrıverdi’nin anlatımıyla, üzerinden geçtiğimiz serpantinleri (Amanosların özgün kaya tipi), kireç taşlarını, fay hatlarını öğrenmeye gayret ederek, bir zamanlar asfaltlanan yolun daracık virajlarını döne döne, yeniden yükselmeye devam ettik. Hatay depremselliğinin önemli göstergelerinden fay hatlarının dağları keserek derin vadiler oluşturduğu Amanosların doğu eteklerinden, bu dağların sembolü haline gelen, geçtiğimiz 2008 yılının sonlarında sökülen radarın altına doğru tepeleri aşmaya kararlıyız. Erol İğde aracı dikkatli kullanarak stop ettirmemeye ve her hangi bîr kazaya neden olmamaya dikkat ederek bir yandan da yol kenarındaki çam ağaçlarının diplerinden fışkıran renk renk çiçekleri gösterip fotoğraf çekmemizi istiyor. Ne derin vadiler bıraktık, ne de tepeler. Birer birer, yavaş yavaş çıktık, indik.

 

Karşı tepelerde mavi brandaların örttüğü taş duvarlarla bir-iki tane betonarme bina göze çarpıyor: Fenk. Amanosların eteklerinde kartal yuvası gibi yüksek bir yerde, 15 evlik bir mezra. Birkaç dönemeçten sonra biraz daha yukarılara doğru çıkarak köye girdik. Genç bir kadın, çocuklarının ellerinden tutmuş tepedeki evine gidiyor. Karşıda küçük bir düzlükte bir at bağlı duruyor. Köyün tepelerinde keçiler makilik alanda otlanıyor. Az aşağılarda ise yeni doğmuş oğlaklar zıplıyor. Köy meydanına doğru gidip köyün yaşlılarıyla konuşmak istiyoruz. Koca bir çınarın altında gürül gürül akan suyun şarıltısına dalıyoruz.

Susuzluğumuzu dağların karlarıyla beslenip fışkıran kaynak suyu ile giderdikten sonra, çınar ağacının henüz yeni yeni filizlenip gökyüzüne uzanan dallarına hayranlıkla bakmaya başladık. Bir heybetli çınar ki, sormayın. Elimizde metre yok ölçelim; biçelim. Çevresinin ne kadar olduğunu meraklanmaya başladık. Üç kişiyiz. El ele tutuşsak, eh işte; beşte birlik kısmını ölçebilirdik. Erol’un ikazıyla kemerimi çıkartıp, ağacının toprakla birleştiği noktadan çevresini ölçmeye başladık. Kemerin bir ucundan Erol, bir ucundan ben tuttum. Say say bitmiyor. 18.5 kemer uzunluğunu bulduk. Kemerin boyu 110 cm olunca, çınarın çevresi yaklaşık 20 metre ediyor. Ağacın 1000 yıllık bir tarihinin olduğunu söylüyorlardı köylüler. Elimizde çınar ağacının yaşını ölçecek bir cihaz yok ki…

 

İki çocuk çeşmeye gelip ellerindeki pet şişelere su doldururken objektifimize poz verdiler. Karşımızdaki küçük düzlükte 14-15 yaşlarında bir delikanlı az ötedeki atı çözerek pulluk bağladı. Bir başka delikanlı el arabası ve bir kürekle tarlanın bir başka yerinde biriktirdiği küçük taşları yüklemeye koyuldu. Tarlasını sürmeye başlayan delikanlı “Yazın ağabey yazın” diye seslendi. “Bu köyde gürül gürül suyun aktığını ama evlerimizde su olmadığını yazın”. Köyde elektrik ve telefonun olduğunu, evlerde içme suyunun olmadığını üstüne basa basa belirtiyor: “Ağabey. Fenk köyünün suyu yok. Burası 15 hanelik bir köy. Nüfusumuz ise 50. Dışarı da gitmez köylümüz. Başka yere de göçmez. Atalarımız, dedelerimiz burada doğmuş, bu dağlarda, vadilerde yaşamışlar. Biz de buralarda yaşayacağız, çocuklarımız, torunlarımız da. Ama suyumuz yok. Bu evlerde içecek su yok.”

 

Fenk köyünün suyu yokmuş. Çınar ağacının altında gürül gürül akan suya bakıp bakıp, daldım uzaklara. Geçenlerde son beş yılın en şiddetli yağışları nedeniyle Antakya’yı sel basmıştı. Yüzlerce ev ve işyeri sular altında kalmıştı. Amik denilen, yeryüzünün en verimli topraklarında yanlış sulama nedeniyle çoraklık başlamış, ovada sondaj kuyuları 500 – 600 metrelerden su çekmeye başlamıştı. Fenk köyünde koca çınar ağacının altında akan su dağları, tepeleri aşarak, aşağılara, Delibekirli köyüne kadar iniyor, Delibekirli, Karataş bahçe ve bostanlarını suluyor, ama bu köydeki evlerde içme suyu taşıma ile sağlanıyor. Bu ne yaman çelişkidir kî, insan anlamakta zorluk çekiyor.

 

Bizi Cumartesi pazarından hatırlayan genç bir arkadaş oğlakların yayıldığı yerde daha iyi beslenmeleri için çaba gösterirken, keçi besiciliği ile hayatlarını idame ettiklerini anlatıyor. “Biz aşağı ineriz. Süt, çökelek, tereyağı satarız. Biraz da kekik, sebze falan. Sonra döner geliriz evimize. Güneşin doğuşunu seyrederiz erkenden. Batışını ise görmeyiz.” Oğlaklar zıplıyor. Suyun gürül gürül akarken çıkarttığı sesin yankısı, çok aşağılarda kalan Delibekirli köyü bitişiğindeki Şahinkaya’dan yankılanıyor. Bir zamanlar bu vadilerde değirmenler çalışırmış suyun gücü ile. Şimdi yerlerinde o koca taşların suya hasret harabeleri var. Susuzluğun kıymetini bilmeden gelinen günlerde, bir damla suya hasret yaşayan Fenk köyünde yaşayan insanların sıkıntısını daha iyi anlıyorum.

 

Güneş tepeyi aşınca akşamın gölgesi düşüyor köyün üzerine. Dönüş yoluna doğru aracımızı döndürüyoruz; geldiğimiz yollardan Kırıkhan’a, oradan Antakya’ya doğru. Kurtlu Sarımazı köyü girişinde muhabbete koyulmuş iki öğrenciden vadiyi seyrederken poz vermelerini istiyoruz. Kırıkhan Yatılı İlköğretim Bölge Okulu’nda okuyorlarmış. Temiz giyimli, akıllı, efendi ve bir o kadar utangaç tavırları dikkatimizi çekiyor çocukların. Hafta sonunu evlerinde geçiriyorlarmış.

 

Yollar dar ama asfalt kaplanmış. Oldukça bakımlı. Anladığımız kadarıyla yeni yapılmış. Çamseki köyünün ormanlı alana yayılmış mahallelerinin içlerine kadar asfalt yollar. Çam ağaçlarının gökyüzünü kapladığı güzel köylerden biri Çamseki. insanın bu köyde, çam ağaçlarının altına taşınası geliyor. Mavi sümbüllerin, beyaz, sarı, gök rengi binlerce çiçeğin donattığı dağlardan, beton blokların sardığı sokaklara doğru yüreğimizi bir yerlerde bırakarak iniyoruz.

 

HATAY KÜLTÜR ve KEŞİF DERGİSİ. Haziran 2009 Sayı; 24

 

Aradan122 ay geçmiş ilk yazıdan bu yana. Yol bozuk. Köyün içme suyu var. Su daha gür akıyor. Tabiat bu sene yağan yağmurlar nedeniyle daha gür. Ağaçlar daha yeşil. Köyde daha güzel ve yeni binalar yapılmış. Çınar ağacı bütün ihtişamıyla kaplıyor meydanı. Bir arkadaş topladığı çalıları ve odun parçalarını taşıyor. Bir evin bahçesinde domatesler salça olmaya hazırlanıyor.  Oğlaklar bir çadır ahır içinde tepinip duruyorlar. Çocuklar her zaman ki gibi ailelerine yardım ediyor. Musa bugün hayatının en güzel gününü yaşıyor. Hüseyin Çınar ağacının Anıt Ağaç olmasını istiyor.  Ben ise Erol ile Mehmet’i düşünüyorum. Hava serin. Bol oksijen. Bulut dağın tepesini sarıyor.

 

Biz yavaş yavaş döndük. Hüsnü İnci’ye bu kısa gezimizi ballandıra ballandıra anlatacağız. Biliyorum Musa Göçer yine ver yansın edecek İhtiyar diye. Olsun. Bugün çok güzel vakit geçirdik.

 

Kırıkhan Kültür ve Sanat Derneği olarak Kırıkhan’da yürüyüş ve gezi ekiplerine yeni rotalar belirleyerek Kırıkhan’ı tanıtmaya devam edeceğiz.

 

 

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.